Ileri bir üst 40

İleri seviyede bu sporla uğraşan kişilerin en iyi bildiği diğer bir konu da sporun sağladığı meditasyon etkisidir. Vücut geliştirmenin ileri safhalarında adeta meditasyon seansları haline gelir. Gün içindeki stresin, sıkıntıların ve dertlerin, ağırlıkların arasında ezildiği ve kafadan atıldığı yer, spor salonu olur. İleri Yaşlı (60 Ve Üzeri) ( Yaş Grubu ) B Vitaminleri ( Kategori ) Kategori; Vitaminler (85) (x) ... Bir çok çeşit farklı B vitamin türü olmasına rağmen, 8 temel türü vardır, ve toplamda 11 türü yaygın olarak kullanılır ... 44 TL 40 TL. ÜRÜNÜ İNCELE. Venatura Biotin 5000 Mcg 30 Tablet. 33 TL. ÜRÜNÜ İNCELE ... İleri Düzey 1. Bir madenî para ile bir zar birlikte düzgün bir zemine atı-lıyor. Paranın üst yüzüne tura ve zarın üst yüzüne çift sayı gelme olasılığı kaçtır? A) 4 3 B) 2 1 C) 4 1 D) 6 1 E) 8 1 2. İki zar düzgün bir zemine aynı anda atılıyor. Buna göre zarlarda üst yüze gelen sayıların en az biri- Gragas bir süredir ormanda dayak yiyor. Bu değişikliğin onun karşılık vermesini sağlayacağını umuyoruz. Ayrıca daha fazla savunmayla birlikte erken safhalarda üst koridorda gireceği takaslarda da daha etkili olacak. İleri Yaşlı (60 Ve Üzeri) ( Yaş Grubu ) Vitaminler ... (40) B6 Vitamini (67) B7 Vitamini - Biotin (58) ... Organik bir kimyasal bileşik, organizma tarafından yeterli miktarlarda sentezlenmediğinde buna vitamin adı verilir ve bu yüzden besin yoluyla alınması gerekmektedir. Yumuşak pamuklu üst ve tayttan oluşan set. Hafif sweatshirt kumaştan, uzun kollu, baskı motifli, bir yanda çıtçıtlı düşük omuzlu üst. Beli lastikli jarse ta Cam Tavan Sendromu ve Kadınların Üst Düzey Yönetici Pozisyonuna Yükselmelerindeki Engeller: Balıkesirli Örneği ... ileri bir kariyerin aile ya ... 40 %39 . 12 %11.5 . 27 %26.5 . 7 %6.5 ... İleri Yaşam Desteği ve İlaçlar1. Hipoksemi Durumunun DüzeltilmesiKritik hastalarda hipoksemi ve yetersiz doku oksijenasyonuna neden olan pek çok faktör vardır. Mümkün olduğu kadar en yüksek oksijen konsantrasyonu (%100) en kısa zamanda verilir. KOAH şüphesi hariç diğer hastalara 8-10 L /dk gönderilir.2. İntravenöz - Acil Servis İleri görüşlü. İlham verici. Dikkat çekici. ... motoru ödülünü alan ve yakıt tasarrufunu bir üst seviyeye çıkaran 1.0 litrelik EcoBoost benzinli motor, Otomatik Başlat/Durdur ... 40 oranında arka koltukların katlanmasıyla 1,238 litre saklama hacmine Hd film izliyerek arkadaşlarınızla ve sevdiklerinizle iyi bir vakit geçirmek istiyorsanız açın bir film eğlenmeye bakın. Bilim kurgu filmleri, aşk drama vahşet aşk romantik sıradışı korku filmlerini izle.

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 11

2020.07.31 16:29 karanotlar Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 11

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 11
https://preview.redd.it/bkq1v2rcd7e51.png?width=640&format=png&auto=webp&s=ae8b2d43ce820e78b0d7e427e4fa97d04b77f937

Marksizm 6

Dönemimizin tarihi açısından, Pierre Joseph Proudhon’un 1848 yılı Fransız Şubat Devrimi sonrasında kendi halkına adalet ve özgürlük toplumu kurmak için ne yapması gerektiğini anlattığı zaman hatırlanmaya değer bir andı. Proudhon, hala, bütün yönleriyle, zamanının tüm devrimci yoldaşları gibi, 1789’da haricen patlak vermiş ve o zamanlar hissedildiği üzere karşı devrim ve müteakip hükümetler tarafından daha başından bastırılmış olan devrim geleneğinde yaşıyordu. Proudhon dedi ki: Devrim feodalizme son verdi. Feodalizmin yerini yeni bir şeyler almalıydı. Feodalizm, Devletin ekonomi alanındaki bir düzeniydi, bağlılıkları açıkça ifade edilmiş askeri bir sistemdi. Özgürlükler yüzyıllar boyu feodalizmin altını oymuştu; sivil özgürlükler giderek daha fazla zemin kazanmıştı. Fakat bunlar, eski düzeni ve güvenliği de, eski birlikleri ve cemiyetleri de tahrip etmişti. Birkaç insan yeni özgürlük ve hareketlilik sayesinde zengin olurken, kitleler zorluğa ve güvencesizliğe maruz kalmışlardı. Hem herkes için özgürlüğü koruyup, genişletip ve yaratıp hem de güvenliği, mülk ve yaşam koşullarının büyük eşitlenişini, yeni düzeni nasıl gerçekleştirebiliriz?
Proudhon, devrimin, militarizme yani hükümete son verip vermeyeceğini; görevinin politikayı toplumsal yaşamla, politik merkeziyetçiliği ekonomik çıkarların doğrudan birliğiyle, insanlara hükmeden değil işle ilgilenen bir ekonomik merkezle ikame etmek olup olmadığını devrimcilerin henüz bilmediğini söyler.
Görünürde sıkı olan bilimin adamı Marx, gelişmenin yasa koyucusu ve dikte edeni idi. Bununla ilgili beyanlarda bulundu. Ve kendisi gelişimi belirlediğine göre o kesin olmalıydı. Olaylar bitmiş, kapalı, ölü bir gerçeklik gibi hareket etmeliydi. Bu yüzden Marksizm bir doktrin ve adeta dogma şeklinde var olur.
Proudhon diyor ki, siz Fransızlar, küçük ve orta ölçekli çiftçilersiniz, küçük ve orta ölçekli esnafsınız; tarımda, sanayide, ulaşımda ve iletişimde faalsiniz. Şu ana kadar bir araya gelmek ve birbirinizden korunmak için krallara ve onların memurlarına ihtiyaç duydunuz. 1793’te devletin kralını lağvettiniz ancak ekonominin kralını, altını elde tuttunuz. Böylelikle ülkede bela, düzensizlik ve gelecek kaygısı bıraktığınız için kralların ve memurlarının ve orduların geri dönmesine izin vermek zorunda kaldınız. Otoriter aracıları defedin. Parazitleri ortadan kaldırın. Çıkarlarınızın dolaysız birliğinden emin olun. O zaman feodalizm ve devletin varisi olan bir topluma sahip olacaksınız.
Altın nedir? Sermaye nedir? Bu, bir ayakkabı, masa ya da ev gibi bir şey değildir. Bir şey değildir, gerçek bir şey değildir. Altın, ilişki için bir işarettir. Sermaye insanlar arasında ilişki olarak ileri geri giden bir şeydir. İnsanlar arasında bir şeydir. Sermaye itibardır; itibar, çıkarların karşılıklılığıdır. Şu anda devrim içindesiniz. Devrim – heves, güven ruhu, eşitlenme coşkusu, bütün için gayret arzusu – sizin başınıza geldi, sizin aranızda oluştu: kendiniz için doğrudan karşılıklılık yaratın. Hiçbir parazit, vampir-benzeri aracı olmadan kendi çalışmanızın üretimi ile birbirinize gittiğiniz bir kurum tesis edin. O zaman hiçbir vasi otoriteye ne de en yeni beceriksizlerin, Komünistlerin, bahsettiği siyasi hükümetin mutlak iktidarının ekonomik yaşama aktarılmasına ihtiyaç duymayacaksınız. Görev şudur: ekonomik ve kamusal yaşamda özgürlüğü öne sürmek ve yaratmak ve zorluğun, güvenliksizliğin, eşyanın sahipliği değil de insan ve köle-sahipliğinin hâkimiyeti olan mülkiyetin ve tefecilik olan faizin lağvedilmesi için eşitlenmeden emin olmak. Bir takas bankası yaratın!
Takas bankası nedir? Özgürlük ve eşitlik için dışsal bir biçimden, objektif bir kurumdan başka bir şey değildir. Kim faydalı bir işle uğraşıyorsa – çiftçi, esnaf, işçiler birliği – hepsi, basitçe, çalışmaya devam etmelidir. İşin örgütlenmeye, diğer bir deyişle otoriteler tarafından emredilmesine ya da millileştirilmesine ihtiyacı yoktur. Halkın ihtiyaç duyduğu her şeyin üretimi sırasında marangoz mobilya yapar; ayakkabıcı çizme yapar; fırıncı ekmek pişirir vs. Marangozsun, ekmeğin mi yok? Elbette ki fırıncıya gidip fırıncının ihtiyacı olmayan sandalye ve dolabı teklif edemezsin. Takas banka git ve siparişlerini ve ürünlerini evrensel geçerli çeke dönüştür. Proleterler, ücret için çalışmak üzere müteşebbise bundan böyle gitmek istemiyor musunuz? Bağımsız olmak mı istiyorsunuz? Fakat ne atölyeniz, ne aletleriniz ne de yiyeceğiniz mi var? Bekleyemiyorsunuz ve kendinizi hemen mi kiralamanız gerekiyor? Lakin müşterileriniz mi yok? Diğer proleterler, siz proleterler, hepiniz, sömürücü simsarların aracılığı olmadan ürünlerinizi birbirinizden satın almak istemez misiniz? Sonra kendi alım-satımlarınızdan emin olun, siz ahmaklar! Müşteri muteberdir. Müşteri bugün adlandırıldığı üzere paradır. Sıralama her zaman yoksulluk-kölelik-iş-ürün şeklinde olmak zorunda değil midir? Karşılıklılık, eşyanın yönünü değiştirir. Karşılıklılık doğanın düzenini yeniden sağlar. Karşılıklılık paranın kurallarını kaldırır. Karşılıklılık birincildir: çalışmak ve ihtiyaçlarını karşılamak isteyen tüm insanlara imkân veren, insanlar arasındaki ruhtur.
Proudhon, hiç suçlu aramayın, herkes suçludur, diyor. Bazıları köleleştirir ve diğerleri en temel ihtiyaçları alıp götürür ya da en az ihtiyacı geride bırakır yahut acenta ve denetmenler olarak köleleştiren efendilere hizmet eder. İntikam ruhu, öfke ya da yıkıcılıktan meydana gelmeyecektir, yeni toplum. Yıkım, yapıcı bir ruh ile gerçekleştirilmelidir. Devrim ve muhafaza etme birbirini dışlamaz.
Eski Romalıları taklit etmekten vazgeçin. Jakobit[1] diktatörlük rolünü geçmişte oynadı fakat tribünlerin büyük tiyatroları ile güzel davranışlar sizin toplumunuzu yaratmaz. Gerçek hayatta yürütülmelidir. Faydalı nesneleri yeterli miktarda yaparsınız; faydalı şeyleri adil dağılım ile tüketmek istersiniz; o halde doğru bir biçimde takas etmelisiniz.
Çalışma ile yaratılmamış şeyin, der Proudhon, değeri yoktur; işçiler kapitalistlerin üstünlüğünü yaratmıştır ve siz yarattığınız değerleri saklayıp kullanamazsınız çünkü siz yalıtılan ve mal sahiplerinin servetini artıran ve böylelikle onlara köleler ve mülk üzerinde iktidar sağlayan mülksüz insanlarsınız. Fakat bu durumda o, sadece imtiyazlının elindeki birikmiş malın mevcut stoklarına bakmanın ve de bunları sadece siyaset ya da şiddet yoluyla onlardan almayı düşünmenin ne kadar çocukça olduğunu söyleyebilir. İşçiler tarafından yaratılan değer her zaman değişir, her zaman dolaşımdadır. Bugün değer, kapitalistten tüketici olarak işçi aracılığıyla kapitaliste geri döner; değer, kapitalistten tüketici işçilere gitsin fakat onlardan tekrar kapitalistlere değil, aynı işçilerin, üreten işçilerin ellerine dönsün diye kendinizin karşılıklı davranış biçimini dönüştürerek yeni kurumlar tesis edin.
Proudhon tüm bunları, benzersiz bir güçle, ciddiyet ve coşkunluğun, tutkunun ve objektifliğin büyük bileşimi ile kendi halkına söylemişti. Proudhon, devrim, çözülme, geçiş ve kapsayıcı ve temel önlemler olasılığı anında yeni toplumu yaratacak, hükümetin son yasası olacak ve hükümeti söylendiği gibi geçici hükümet yapacak bireysel adımları ve kararları önermişti.
Ses oradaydı fakat dinleyiciler yoktu. Doğru zaman oradaydı fakat geçip gitti ve şimdiyse sonsuza dek yok oldu.
Proudhon biz sosyalistlerin yeniden keşfettiği şeyi; sosyalizmin her zaman mümkün ve her zaman imkânsız olduğunu biliyordu. Sosyalizm, doğru insanlar onu istediğinde diğer bir deyişle onu eyleme koyduğunda mümkündür ve insanlar onu istemediğinde ya da sözüm ona onu isteyip ona göre harekete geçemediğinde imkânsızdır. O yüzden bu adamın sesi duyulmadı. İnsanlar onun yerine incelediğimiz ve reddettiğimiz yanlış bilimi sunan, sosyalizmin kapitalist büyük sanayinin doruk noktası olduğu ve çok az kapitalistin şimdiden neredeyse sosyalist olmuş kurumların özel mülkiyetine sahip olduğunda geldiğini, böylelikle birleşmiş proleter kitlelerin özel mülkiyeti toplumsal mülkiyete geçirmesinin kolay olacağını öğreten bir başka sesi duydu.
Sentez adamı Pierre Joseph Proudhon yerine, analiz adamı Karl Marx duyulmuş ve dolayısıyla çözülme, çürüme ve çöküşün devam etmesine izin verilmişti.
Analiz adamı Marx, kendi kelime haznesinde hapsedilen sabit, katı kavramlarla çalıştı. Bu kavramlarla Marx, gelişim yasasını açıklamak ve adeta zorla kabul ettirmek istedi.
Sentez adamı Proudhon kapalı kavramsal kelimelerin yalnızca daimi devinim için sembol teşkil ettiklerini bize öğretti. Kavramları akan devamlılık içerisinde eritti.
Özellikle detaylara hevesli olan ve Marksizm eleştirileri sıklıkla bizim eleştirilerimizle örtüşen sözde revizyonistler – bu eleştirileri büyük ölçüde anarşistlerden, Eugen Dühring ve diğer bağımsız sosyalistlerden almış olmaları da şaşırtıcı değildir – asıl taktikleri olarak adlandırılabilecek bir şeylere tedricen âşık oldular. Bu şekilde Marksizm ile birlikte sosyalizmi de, neredeyse son izine kadar reddettiler. Şu anda kapitalist toplumda işçi sınıfını parlamento ve ekonomik araçlar üzerinden teşvik edecek bir parti kurma sürecindeler.
Görünürde sıkı olan bilimin adamı Marx, gelişmenin yasa koyucusu ve dikte edeni idi. Bununla ilgili beyanlarda bulundu. Ve kendisi gelişimi belirlediğine göre o kesin olmalıydı. Olaylar bitmiş, kapalı, ölü bir gerçeklik gibi hareket etmeliydi. Bu yüzden Marksizm bir doktrin ve adeta dogma şeklinde var olur.
Proudhon, şey-kelimeleriyle ilgili hiçbir sorunu çözmeyi istememiş; hareketleri belirleyen kapalı şeyler ve ilişkiler, apaçık bir varlık, oluş, kaba görünürlük, görünmez değişim yerine ve son olarak – en olgun yazılarında – toplumsal ekonomiyi psikolojiye dönüştürmüştür. Öte yandan psikolojiyi de kaba bireysel psikolojiden – ki bireyden yalıtılmış bir şey çıkarır – insanı bir dizi sonsuz, bölünmez ve ifade edilemez oluş şeklinde tasavvur eden toplumsal psikolojiye dönüştürmüştür. Bu bakımdan Proudhonizm diye bir şey yoktur, sadece Proudhon vardır. O halde Proudhon’un belli bir an için hakikatle ilgili söyledikleri, şeylerin on yıllardır devam etmesine izin verildiği günümüzde, artık uygulanamaz. Geçerli olan yalnızca Proudhon’un düşüncelerinde baki olandır; kendisine ya da geçmiş herhangi bir tarihsel ana körü körüne dönmek için hiçbir girişimde bulunulmamalıdır.
Marksistlerin Proudhon hakkında söyledikleri, yani onun sosyalizminin küçük burjuva ve küçük çiftçi sosyalizmi olduğu, bizim de tekrar etmemize izin verin, tamamen doğrudur ve onun en yüksek unvanıdır. Onun sosyalizmi, diğer bir ifadeyle, 1848 ila 1851 arası sosyalizmi, Fransız halkının 1848 ila 1851 arası sosyalizmidir. O anda mümkün ve gerekli olan sosyalizm idi. Proudhon, bir Ütopyacı ya da bir peygamber değildi; bir Fourer de değildi, Marx da. Eylem ve kavrama adamı idi.
Burada açıkça 1848-1851 yıllarının adamı olan Proudhon’dan bahsediyoruz. Bu adam şöyle söylemişti ve yaşadığı çağ onun böyle söylemesi için teşekkül etmişti: “Siz devrimciler, eğer bunu yaparsanız, büyük dönüşümü başaracaksınız.”
1848 yılının adamından olduğu kadar öğrenecek şeyimiz olan sonraki yılların adamı, devrimden sonra söylediği devrimci konuşmaları, beyhude melodramatik ya da pornografik bir öz-taklit ile tekrar etmeyi istemedi. Her şeyin kendi zamanı vardı ve devrim sonrasındaki her an, geçmişin büyük anında yaşamları durmamış herkes için devrim öncesi zamandı. Proudhon, aldığı pek çok yaradan kaynaklı kanamaya rağmen yaşamaya devam etti. O zaman şunu sordu kendisine: “Ben, eğer yaparsanız dedim; fakat neden yapmadılar?” Cevabını buldu ve sonraki çalışmalarında bu cevabı yazdı. Bu cevabın bizim dilimizdeki karşılığı şudur: “Çünkü ruh yoktu.”
Ruh, o zaman da yoktu ve 60 yıldır da yok ve hiç olmadığı kadar derine batıp kayboldu. Şu ana kadar gösterdiğimiz her şey bir cümle ile özetlenebilir: Tarihte öngörülen sözüm ona doğru anı beklemek bu hedefi daha da uzak bir tarihe ertelemiş ve bulanık bir karanlığa itmiştir; ilerlemeye ve gelişmeye duyulan güven gerilemenin adı idi ve bu “gelişme” dış ve iç koşulları yozlaşmaya daha da çok adapte etti ve büyük değişimi hiç olmadığı kadar uzak kıldı. Marksistler, insanlar kendilerine inandığı sürece “Henüz zamanı değil!” derken haklı olacaklar ve asla daha az değil, her zaman daha fazla haklı olacaklar. Bir deyişin, bu deyiş söylendiği ve çabucak duyulduğu için doğru olduğunu söylemek yaşamış ve meydana gelmiş en korkutucu çılgınlık değil midir? Ve herkesin oluşu, sanki nihai, tamamlanmış bir oluşmuş gibi ifade etme girişiminin, insanların zihinlerinde bunun güç kazanması halinde biçim ve yaratıcılığın güçlerini eninde sonunda zayıflatmak zorunda olduğunun farkına varması gerekmez mi?
Marksizme yılmadan saldırmamızın sebebi budur. Bu yüzden işin peşini bırakamayız ve ondan tüm kalbimizle nefret etmeliyiz. Marksizm bir tarif ve bilim değildir. Öyleymiş gibi davranmaktadır; fakat acizliğe yadsıyıcı, yıkıcı ve sakatlayıcı bir çağrı, irade eksikliği, teslimiyet ve kayıtsızlıktır. Sosyal Demokrasi’nin detaylar üzerinde arı-gibi çalışması – laf arasında söyleyelim Sosyal Demokrasi, Marksizm değildir – bu yetersizlik onun yalnızca öteki yüzüdür ve yalnızca sosyalizmin orada olmadığını ifade eder zira sosyalizm küçük ve büyük meselelerde bütünü hedefler. Bu tür bir detaylı olmayan çalışma sadece kasırgadaki bir kuru yaprak gibi mevcut anlamsızlığın döngüsünde, sadece pratiğe geçirilen, sürüklenişi reddedilecektir.
Marksistlerin düşündüğü gibi sosyalizmin gelmek zorunda olmadığını söyledik. Şimdi şunu söylüyoruz: çeşitli halklar tereddüt etmeye devam ederse, kendileri açısından sosyalizmin bundan böyle hiç de mümkün olmadığı zaman gelebilir.
Özellikle detaylara hevesli olan ve Marksizm eleştirileri sıklıkla bizim eleştirilerimizle örtüşen sözde revizyonistler – bu eleştirileri büyük ölçüde anarşistlerden, Eugen Dühring ve diğer bağımsız sosyalistlerden almış olmaları da şaşırtıcı değildir – asıl taktikleri olarak adlandırılabilecek bir şeylere tedricen âşık oldular. Bu şekilde Marksizm ile birlikte sosyalizmi de, neredeyse son izine kadar reddettiler. Şu anda kapitalist toplumda işçi sınıfını parlamento ve ekonomik araçlar üzerinden teşvik edecek bir parti kurma sürecindeler. Marksistler, Hegel tarzında bir ilerlemeye inanırken, revizyonistler Darwin tarzı bir evrimin taraftarıdırlar. Artık felakete ve aniden oluşlara inanmıyorlar; kapitalizmin ani bir devrim ile sosyalizme dönüşmeyeceğine fakat tedricen daha katlanılabilir bir biçim alacağına inanıyorlar.
Bunlardan bir kaçı sosyalist olmadıklarını kabul etmeyi tercih edebilir ve parlamentarizme ve parti politikalarına, oy toplamaya ve monarşizme adaptasyonlarında şaşırtıcı bir biçimde başarılı olabilirler. Diğerleri ise kendilerini hala tümüyle sosyalist olarak görebilir. Bunlar, işçilerin özel durumlarında, sözde endüstriyel anayasalcılık sayesinde işçilerin üretimdeki payında ve tüm ülkelerde demokratik kurumların genişlemesi sayesinde kamusal ve yasal koşullarda daimi, yavaş ve fakat durmayan bir iyileşme gördüklerine inanırlar. Hem kabul ettikleri hem de kısmen sebep oldukları Marksist doktrinin başarısızlığı üzerinden kapitalizmin hâlihazırda sosyalizm yolu üzerinde bulunduğunu ve bu gelişmeyi enerjik bir biçimde teşvik etmenin de sosyalistlerin görevi olduğu sonucunu çıkarırlar. Bu görüşleriyle, Marksizm’in ilk başta söylediği şeyin çok da uzağında düşmezler. Sözüm ona radikaller de her zaman aynı yol üzerindeydiler ve sadece bu görüşün devrimcilikle kırbaçlanmış ve bir araya gelmiş seçmen kitlelerine söylenmemesi dileğine sahiptirler.
Marksistlerin revizyonistlerle olan gerçek ilişkisi şu şekildedir: Marx’ın ve onun en iyi havarilerinin aklında, koşullarımızın tamamı kendi tarihsel bağlamları içerisinde yer aldığı ve bunların genel kavramlar altında toplumsal yaşamımızın detaylarını düzenlemeye çalıştığı vardır. Revizyonistler, yerleşik genellemelerin yeni doğan gerçekliklerle örtüşmediğini çok net gören fakat yine de çağımızı külliyen, yeni ve temelde farklı bir şekilde anlamaya ihtiyaç duyan karakteristik şüphecileridirler.
Marksizm, bir süre için, çok sayıda ıskat edilmişin kendi yoksulluğunun, doyumsuzluğunun farkına varmasına ve topyekûn bir değişim için ideal bir haleti ruhiyeye yol açmıştır. Bu süremezdi çünkü söz konusu bilimsel aptallığın ektisi altında kitleler beklemeye yönelmiş ve herhangi bir sosyalist faaliyet yapamaz hale gelmiştir. Bu şekilde, kitleler, siyasi ve demagojik yöntemlerle sürekli cesaretlendirilmemiş olmasalardı, tedrici bir dinginlik ve sakinlik çoktan kitlelere geri dönerdi. Revizyonistler erken kapitalizmin en kötü barbarlığının ortadan kalktığını, işçilerin proleter koşullara daha da alıştığını ve kapitalizmin hiçbir şekilde kendi çöküşüne yakın olmadığını şimdilerde görüyorlar. Elbette bizler, bunların tamamında, kapitalizmin sürdüğü muazzam tehlikeyi görüyoruz. İşin aslı, işçi sınıfının durumu – bir bütün olarak görüldüğünde – iyileşmemiştir. Aksine yaşam daha da zor ve nahoş bir hal almıştır. O kadar nahoş bir hale gelmiştir ki işçiler neşesizleşmiş, ümitsizleşmiş ve ruh ve karakter bakımından yoksullaşmıştır. Fakat en önemlisi sosyalizm için mücadele, doğru mücadele, münhasıran acıma hislerine ya da öncelikle belli bir insan sınıfının kaderine bağlı olmaz. Toplumun temellerinin tümden dönüşümü ile ilgilidir. Hedefi yeni bir yaratımdır.
Bizim işçilerimiz bu halet-i ruhiyeyi giderek kaybetmiştir (zira hiçbir zaman halet-i ruhiyeden daha fazlası olmamıştır), çünkü Marksizmde çözülme ve iktidarsızlık unsurları başından itibaren öfke kuvvetlerinden daha güçlüydü ve herhangi bir olumlu içerikten de yoksundu. İşçi sınıfının, Tanrının ya da tarihsel zorunluluk gereği gelişimin seçilmiş insanları değil, daha ziyade en şiddetli acı çeken insanların bir kısmı olduğunu hâlihazırda bilenler açısından revizyonizm fenomeni ve onun hoşgörülü şüpheciliği sadece eylemsizlik, kararsızlık ve kitlelerin rehaveti üstündeki “ideolojik üstyapı”dır ve işçi sınıfı sefalete eşlik eden ruhsal değişimler yüzünden bilgi elde etmeyi en zor iş olarak görecektir. Bu alandaki tüm genellemelerden kaçınmak en iyisidir. İşçi sınıfı oldukça farklıdır ve acının çok farklı insanlar üzerinde her zaman çok farklı etkileri olur. Fakat acının büyük kısmı birinin kötü durumunun kavranmasıdır ve en azından bu ölçüde hiç acı çekmemiş kaç proletarya vardır!
Devrim başarısız olduktan sonraki zamanlarda, devrimden önceki bu altmış yıl boyunca, ilişkilerin nasıl değiştiğini biliyoruz. Bunlar kapitalizmin uyumunun, proleterleşmenin on yılları idi ve pek çok açıdan hâl-i hazırda kalıtsal hale gelmiş gerçek bir adaptasyondu. İnsanlar arasındaki ilişkilerde bozulma vardır ki bireysel insanlara ait pek çok bedenin şimdiden fark edilir bir biçimde çürümesine dönüşmüştür.
Yeryüzü neredeyse tümüyle keşfedildi, çok geçmeden neredeyse tamamı iskân edilecek ve buralara sahip olunacaktır. Şu anda ihtiyaç duyulan şey, bildiğimiz insan dünyasında daha önce hiç var olmamış gibi bir yenilenmedir. İşte bu, bizi çok daha fazla etkilemesi gereken bu yeni şey, zamanımızın belirleyici özelliğidir.
Burada bahsettiğimiz muazzam bir tehlikedir. Marksistlerin düşündüğü gibi sosyalizmin gelmek zorunda olmadığını söyledik. Şimdi şunu söylüyoruz: çeşitli halklar tereddüt etmeye devam ederse, kendileri açısından sosyalizmin bundan böyle hiç de mümkün olmadığı zaman gelebilir. Buna rağmen insanlar birbirine karşı çok aptalca, çok alçakça hareket edebilir. Tümüyle esarete teslim olabilir ve kendi gaddarlıklarını kabul edebilir: Tüm bunlar insanlar arasında bir şeydir, kendilerine kararlı, canlı duyguların hizmet etmesi halinde işlevsel ve gelecek nesilde ya da hâlihazırda yaşayan insanlarda değiştirilebilen bir şeydir. Toplumsal ya da genellikle söylendiği gibi psikolojik ilişkiler meselesi olduğu müddetçe bu durum henüz kötü değildir. Kitlesel sefalet, yoksulluk, açlık, evsizlik, psikolojik yılgınlık ve ahlak bozukluğu ve zevk düşkünlüğü, aptalca lüks, militarizm, ruhsuzluk – hepsi, oldukları halleriyle kötüdürler, isabetli bir doktor gelirse yaratıcı ruhtan, büyük devrimden ve yenilemeden (regeneration) çıkarsa bunları tedavi edilebilir. Fakat tüm zorluk ve baskı ve ruhsuzluk insanlar arasında bir şeyler olmaktan çıkarsa, ruhta bulunan ilişkiler bozulursa, adına ruh dediğimiz insanlar arası ilişkiler kompleksine bundan böyle rahatsızlık vermezse, kronik yetersiz beslenme yerine, alkolizm, uzun süreli acımasızlaşma, sürekli tatminsizlik, akut ruhsuzluk (ki ruh ve sosyal yapı açısından önemi, ağı açısından örümceğin önemi gibidir) bireysel bedenlerde kapsamlı etkilerle birlikte değişimlerle sonuçlanırsa, o zaman hiçbir çare yardımcı olamayacaktır ve halk ya da halkların tüm kesimleri yıkıma mahkûm olabilecektir. Halkların her zaman yok olması gibi, onlar da yok olacaktır: diğer, sağlıklı halklar bunların efendileri olur ve halkların karışımına dönüşür ve hatta bazen de kısmi imha yaşanır – eğer, en azından diğer, sağlıklı halklar hala yaşıyorsa. Kimse uluslar tarihinin ilk dönemlerinden analojilerle ucuz oyunlar oyamamalıdır. Çünkü zamanı geldiğinde, şeyler, gene, sözde ulusların göçü denilen zamanlarda yaptıkları gibi ilerlemek zorunda değildir. İnsanoğlunun başlangıç zamanlarında yaşıyoruz ve bu yeni başlamış insanoğlunun sonunun başlangıcı olabileceği tümüyle göz ardı edilemez. Belki de hiçbir çağ gözlerinin önünde dünyanın sonunun bu kadar tehlikeli bir biçimde belirdiğini biziler kadar görmemiştir.
Gerçek ilişkiler kompleksi bakımından insanoğlu, dışsal bağlarla ve içsel çekimle ve ulusal sınırları aşan dürtüyle bir arada duran bir dünya toplumu elbette ki henüz mevcut değildir. Fakat bunun vekilleri oradadır ve bunlar bir ersatz’dan daha fazlası olabilir. Bunlar, başlangıç olabilir: dünya pazarı, uluslararası anlaşmalar ya da hükümet politikaları, uluslararası örgütler ve çeşitli türde kongreler, küre çevresinde trafik ve iletişim, bunların hepsi, eşitlik olmasa bile, en azından çıkarların özümsenmesini, gelenekleri, sanatı veya sanatın modaya uygun yedeğini, teknoloji ruhunu, siyasi biçimleri daha da çok yaratmaktadır. İşçilere de bir ulustan diğerine giderek daha fazla ödünç verilmektedir. Dahası tüm ruhsal gerçeklikler – din, sanat, dil, genelde ortak ruh – orada ikişerli bulunmaktadır ya da bize doğal bir zorunluluk gereği ikişer ( birincisi birey ruhunda nitelik olarak ya da meleke olarak ve ikincisi insanlarla yaratıcı örgütler ve birliklerin iç içe geçtiği bir şeyler olarak) görünmektedir. Tüm bunlar özensiz bir biçimde ifade edilmiştir. Geçiş yaparken düzeltilebilecek olan hemen yapılacaktır fakat bu zamanda bu dil eleştirisi uçurumunun ve fikirler teorisinin (ikisi de birbirine aittir) derinine inemeyiz. Tüm bunlara şunu söylemek için değinildi: medeniyet (humanitas), humanité, humanity ve beşeriyet ki bunlara şimdilerde göstermelik merhametli bir lütuf, zayıflatılmış ve derinlik yoksunu bir ifade ile “insaniyet”(humaneness) diyoruz – tüm bu kelimeler, aslen sadece bireyde yaşayan ve hükmeden insanoğluna atfedilmekteydi. Bir zamanlar, en azından Hıristiyanlığın tam zamanında çok güçlü bir şekilde vardı, fiziken çokça hissediliyordu. Özdeş toplum olarak mütekabiliyet bireyde temerküz eden ve bireyler arasında büyüyen beşeriyete geldiğinde ancak dışsal anlamıyla gerçek beşeriyete varabileceğiz. Bitki tohumunda bulunur, tıpkı, tohumun, atalarına ait bitkilerin sonsuz zincirinin cevheri olması gibi. İnsanoğlu hakiki varlığını bireyin insaniliğinden alır. Bireyin insaniliğinin sadece geçmişin sayısız neslinin varisi olması da tıpkı böyledir. Olan şey oluştur, küçük evren (mikrocosm), evrendir (macrocosm). Birey halktır, ruh toplumdur, düşünce birlik bağıdır.
Fakat bildiğimiz birkaç bin yıllık tarihte insanoğlu ilk kez tam anlamıyla ve tam kapsamlı olarak haricen birleşmek istiyor. Yeryüzü neredeyse tümüyle keşfedildi, çok geçmeden neredeyse tamamı iskân edilecek ve buralara sahip olunacaktır. Şu anda ihtiyaç duyulan şey, bildiğimiz insan dünyasında daha önce hiç var olmamış gibi bir yenilenmedir. İşte bu, bizi çok daha fazla etkilemesi gereken bu yeni şey, zamanımızın belirleyici özelliğidir. Tüm dünyada insanoğlu yaratılmak istemektedir ve bunu, eğer birleşmiş insanoğlunun başlangıcı, sonu olmayacaksa, insanoğlunun başına güçlü bir yenilenme geldiği o anda istemektedir. Önceden bu tür bir yenilenme genellikle geri kalandan ve kültürel karışımdan ortaya çıkan yeni halklar ile ya da göç alan yeni ülkelerle özdeşti. Halklar birbirine ne kadar çok benzerse ülkeler o denli yoğun iskâna tabi oluyordu ve dışarıdan veya içeriden bu tür bir yenilenme için umut da o kadar az oluyordu. Hâlihazırda kendi halklarımızdan ümit kesmek isteyenler ya da en azından zihinlerin radikal yenilenmesi için dış dürtünün ve canlı enerjinin dışarıdan, şifalı uykularından yeni uyanmış eski halklardan gelmesi gerektiğine inananlar, hala, Çin, Hindu ya da belki Rus halkları için umut inşa edebilir. Bazıları, çocuksu Kuzey Amerikan barbarlığı arkasında belki de hala saklı kalmış bir idealizmin ve fevkalade patlak verecek coşkun bir ruha ait fazla enerjinin olduğunu yine de ümit edebilir. Ancak 40 ya da 50 yaşlarında olan bizlerin bu romantik beklentiler yüzünden gene de hayal kırıklığı yaşayacağımız ve Çinlilerin Batıyı taklitte Japonya’yı takip edeceği, Hinduların salt çürüme kanallarına hızlıca geri kaymak, vs. için yükseleceği akla yatkındır. Asimilasyon çok hızlı ilerlemektedir. Medeniyet ve medeniyetle birlikte gerçek fiziki ve psikolojik çöküş yayılmaktadır.
Vaktiyle çürüyen rafine medeniyetten ve taze kandan yeni bir başlangıç çıktığı gibi, yeniden yükselişe geçeceğimize dair kesin, yanılmaz işaretler var mıdır? İnsanoğlunun, sonradan olacağı şey: ulusların sonu için geçici, kusurlu bir kelime olmadığı kesin midir? Şimdiden yoz, pervasız ve köksüz kadınlar ve onların erkek eşleri hafif meşrepliği yere göre sığdıramıyor ve aileyi, çeşitli, özgür ve sınırsız birliktelik hazzıyla, babalığı da annelik devlet sigortası ile ikame etmek istiyorlar. Ruh özgürlük ister ve onu içerir.
İhtiyacımız olan cesareti ve ivediliği elde etmek için kendimizi bu boşluğa bırakmalıyız. Bu sefer yenilenme bilinen herhangi bir zamana kıyasla daha güçlü ve farklı olmalıdır. Sadece kültür ve beraberinde yaşamın insani güzelliğini arıyor değiliz. Bir çare arıyoruz; kurtuluş arıyoruz. Yeryüzünde bugüne kadar var olmuş en büyük dışsal katman yaratılmalıdır ve bu katman, imtiyazlı tabakada – küresel insanoğlu – şimdiden hazırlanmaktadır. Yine de bu, harici bağlarla, anlaşmalarla ve hükümetsel yapı ya da korkunç buluş olan dünya devleti ile gelemeyecek, ancak en küçük grupların, yukarıdaki tüm toplulukların yeniden tesis edilmesi ve en bireysel bireyselcilik ile gelecektir. Şümullü bir toplum inşa edilmeli ve inşa küçük ölçekte başlamalıdır; tüm mıntıkalara uzanmalıyız ve bunu da ancak çok derin kazarsak yapabiliriz zira bundan böyle dışarıdan daha fazla yardım gelemez. Artık işgal edilmemiş hiçbir toprak yoğun kalabalık halkları yerleşmeleri için davet etmeyecektir; insanoğlunu tesis etmeliyiz ve bunu ancak insanilikte bulabiliriz. Bunun da sadece bireylerin gönüllü ilişkisinde ve doğal olarak birbirlerine yakınlaşan, aslında bağımsız insanlar topluluğundan yükselmesini sağlayabiliriz.
Ancak şimdi biz sosyalistler rahat bir şekilde nefes alıp kaçınılmaz zorluğu, görevimizi, varlığımızın bir parçası olarak kabul edebiliriz. Şimdi, fikrimizin bizim benimsediğimiz bir fikir değil de bizi seçim yapmaya – ya peşinen insanoğlunun gerçek yıkımını tecrübe etmeye ya da bu yıkımın çevremizde aşınan başlangıçlarını seyretmek veya kendi eylemimizle yükselişin ilk başlangıcını yapmaya – sevk eden çok güçlü bir dürtü olduğunu içten bir kesinlikle hissediyoruz.
Burada muhtemel bir gerçekliğin bir kuruntusu olarak tehdit etmesine izin verdiğimiz dünyanın sonu elbette ki neslin ani olarak tükenmesi değildir. İçinde karşı konulamaz türde bir kaide bulma eğilimi ve analojiye karşı uyarıda bulunuyoruz çünkü kimi çöküş dönemlerinin ardından gelen büyük dönemleri biliyoruz. Durumu gözümüzde canlandırdığımızda, hangi emsalsiz hızla ulusların ve sınıfların bu kapitalist medeniyette birbirine daha da benzer hale geldiğini; proleterlerin nasıl sıkıcı, uysal, kaba, dışsal ve artan ölçüde alkolik olduğunu; dinlerini kaybetmeleri ile her tür içsel hissi ve sorumluluğu nasıl kaybettiklerini; tüm bunların fiziki etkilerinin nasıl olduğunu; üst sınıfların siyaset, kapsamlı görüş ve belirleyici eylem açısından güçlerini nasıl kaybettiğini; sanatın züppelik, modaya uygun değersiz ve arkeolojik ve tarihsel taklit ile nasıl ikame edildiğini; nasıl eski din ve ahlak ile her sıkı standardın, her kutsal ittifakın, her karakterin sağlamlığının kaybedilmekte olduğunu, kadınların yüzeysel kösnüllük ve renkli, dekoratif şehvet girdabına nasıl çekilmekte olduğunu; doğal düşünülmemiş nüfus artışının tüm halk katmanlarında azalmaya nasıl başladığını ve bilim ve teknolojinin rehberliğinde çocuksuz seks ile ikame edildiğini; sorumsuzluğun, hâkim koşullar altında neşesiz iş yapmayı artık kaldıramayan proleterlerle vatandaşlar arasındaki tam da en iyi unsurları nasıl istila ettiğini görüyoruz. Eğer tüm bunların toplumun her katmanında nevroza ve histeriye dönüşmeye başladığını nasıl görüyorsak, o zaman kişi, iyileşme için, yeni kurumların yaratılması için kendisini toplayacak olan halkın nerede olduğunu sormalıdır. Vaktiyle çürüyen rafine medeniyetten ve taze kandan yeni bir başlangıç çıktığı gibi, yeniden yükselişe geçeceğimize dair kesin, yanılmaz işaretler var mıdır? İnsanoğlunun, sonradan olacağı şey: ulusların sonu için geçici, kusurlu bir kelime olmadığı kesin midir? Şimdiden yoz, pervasız ve köksüz kadınlar ve onların erkek eşleri hafif meşrepliği yere göre sığdıramıyor ve aileyi, çeşitli, özgür ve sınırsız birliktelik hazzıyla, babalığı da annelik devlet sigortası ile ikame etmek istiyorlar. Ruh özgürlük ister ve onu içerir. Ruhun böyle birliktelikleri aile, kooperatif, profesyonel grup, topluluk ve ulus olarak yarattığı yerde özgürlük vardır ve insanoğlu da burada vücut bulabilir. Fakat ruhun yerini almış tahakkümün, cebri kurumlarında ruh yerine şimdilerde neyin köpürmeye başladığını biliyor muyuz, bu ikameye katlanabileceğimizden emin olabilir miyiz? Ruhsuz özgürlük, kösnül özgürlük, sorumsuz haz özgürlüğü? Ya da tüm bunların kaçınılmaz sonucunun en dehşetli eziyetler ve yalnızlık, en dermansız zayıflık ve hissiz umursamazlık mı olacak? Acaba bir coşkun duygu ve yeniden doğuş anı ve büyük kültürel topluluklar federasyonu devrinin anını hiç yaşayacak mıyız? Şarkıların insanlarda yaşadığı, kulelerin birliği ve coşkuyu cennete taşıdığı ve ruhlarında halkın temerküz ettiği insanları yüceltmek suretiyle büyük işlerin halkın büyüklüğünü temsil etmek için yaratıldığı zamanlar hiç olacak mı?
Bilmiyoruz ve bu yüzden buna teşebbüs etmenin görevimiz olduğunu biliyoruz. Geleceğin sözde biliminden şu anda tamamen kurtulduk. Sadece hiçbir gelişme yasası olmadığını biliyor değiliz. Güçlü tehlikeyi, şimdiden çok geç kalmış olabileceğimizi, tüm teşebbüslerimizin ve eylemlerimizin belki de artık yardımcı olamayabileceğini dahi biliyoruz. Ve bu yüzden kendimizdeki, tüm bilgilerimizdeki son bağlarımızı da atıp kurtulduk, daha fazlasını biliyor değiliz. Tarif edilmemiş ve belirsiz bir şeyler önünde ilkel bir adam gibi duruyoruz. Önümüzde hiçbir şey yok ve her şey yalnızca kendi içimizde var: bizde gelecekteki insanoğlunun değil geçmişteki insanoğlunun realitesi ya da etkinliği var; dolayısıyla bu realite ya da etkinlik aslen içimizde var. Başarı bizim içimizdedir. Bizi yolumuza koyan aldatılamaz görevimiz içimizdedir. Yapılanın ne olması gerektiğinin imgesi içimizdedir. Süflilik ve sefaleti geride bırakma ihtiyacı içimizdedir. Adalet hiç şüphesiz ve amansız içimizdedir. Karşılıklı yanıt arayan ahlak ve herkesin çıkarını tanıyan akıl içimizdedir.
Burada yazıldığı gibi hissedenler, en büyük cesareti en büyük ihtiyaçtan doğanlar, her şeye rağmen yenilenmeye teşebbüs etmek isteyenler – şimdi onların toplanmasına izin verin; çağrılanlar onlardır; uluslara ne yapılması gerektiğini söylemeleri ve halkların işe nasıl başlayacaklarını göstermeleri için onlara izin verin.
Çev: Nesrin Aytekin
[1] İngiltere kralı 2. James yanlısı.

https://itaatsiz.org/?p=5532
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.07.25 23:11 AllahyokDindogru Türkiye cumhuriyeti üzerinde oynanan büyük oyun

Türkiye cumhuriyetinin en aydın kesimi olarak sizelere eksisözlük kullanıcı olan 24 yaşında bir üniversite öğrencinin devletin ileri gelen bakan başbakan cumhurbaşkanlarının ortak yönleri ifşa eden bi arkadaşımızın içeriğini paylaşmak isitiyorum. Bu içerik ekşisözlükten kaldırılmıştır. En son içeriği okuduğum da favı iki bin kusurdu. Sizlerin de yorum ve görüşlerini almak ve üzerinde tartışmak için bıraya aktarma kararı aldım.
1*bülent ecevit ve deniz baykal'ın rockefeller bursu ile amerika'da çalışması...
rockefeller demişken, rockefeller 1928 yılında vehbi koç'la işbirliği yaparak standart oil petrol şirketinin yerel temsilciliğine getirilmiştir. (bkz: #45831991)
2*bülent ecevit harvard üniversitesi'nde henry kissinger'ın yanında 8 ay inceleme yaptı. ilginçtir daha sonra henry kissinger abd'de dışişleri bakanlığı yaptı. o esnada ise ecevit türkiye'de başbakanlık yapıyordu. ve tarihler 1974'ü dünyanın ecevit başbakan olarak kıbrıs'a müdahale planını devreye soktu. kissinger ile defalarca görüşme yaptı.
3*süleyman demirel henüz üniversite'den yeni mezun olmuşken 1950 senesinde abd'ye gidip araştırmalarda bulundu. döndü, 1953'te seyhan barajı proje müdürü oldu. bu dönemde adnan menderes'in dikkatini çekerek çok erken yaşta dsi barajlar dairesi başkanlığına getirildi. 1955'te dsi genel müdürü oldu. akabinde eisenhower bursu ile tekrar amerika'ya gitti. döndü, bir kaç sene sonra dünyaca ünlü morrison şirketinin yerel temsilcisi seçildi (bkz: morrison süleyman) ardından siyasete atıldı, 1964'te celal bayar'ın da büyük gayreti ile genel başkan seçildi. yılların süleyman demirel'i işte böyle paraşütle en tepeye iniş yaptı.
4mehmet şimşek'in aynı zamanda ingiliz vatandaşı olması... 2007 senesinde akp'ye karşı girişilen sosyal-ekonomik-askeri baskıdan sonra yaşanan seçimleri akp %47 oy oranı ile kazandı. bu seçimlerden önce hükümet heyeti ingiltere ziyaretinde bulunmuştu. ziyaret esnasında exeter üni. mezunu mehmet şimşek her nasıl olduysa hükümetin dikkatini çekti. ar1bülent ecevit ve deniz baykal'ın rockefeller bursu ile amerika'da çalışması… rockefeller demişken, rockefeller 1928 yılında vehbi koç'la işbirliği yaparak standart oil petrol şirketinin yerel temsilciliğine getirilmiştir
dından seçimde milletvekili olarak gösterildi. milletvekili seçildi. ve hemen ekonomiden sorumlu devlet bakanı yapıldı. sanki birileri mehmet'i bakan yapın dercesine...
*exeter üniversitesi demişken, eski c.başkanı abdullah gül de o okulda okudu. ardından islam kalkınma bankasında görevlendirildi. exeter üniversitesi'nin anlam ve önemi için: buyrun
5*exeter'li diğer türkler: fehmi koru (gazeteci) durmuş yılmaz (eski merkez bankası başkanı) şükrü karatepe (refahlı belediye başkaı) ekmeleddin ihsanoğlu (çatı adayı)
6*ali babacan'ın fulbright bursu ile okumuş olması. fulbright bursunun anlam ve önemi için: buyrun
7*dipnot: amerikan burslarının anlam ve önemine binaen:
--- spoiler ---
"1975 yılı. richard podol aıd (uluslararası kalkındırma örgütü) uzmanı.. amirlerine yolladığı türkiye raporunda bakın neler diyor:
“yirmi yıldan fazla bir zamandır türkiye’de faaliyette bulunan amerikan yardım programı bir zamandan beri meyvelerini vermeye başlamıştır. önemli mevkilerde amerikan eğitimi görmüş bir türk’ün bulunmadığı bir bakanlık ya da bir iktisadi kamu kuruluşu hemen hemen kalmamıştır. bu kimseler halen bulundukları örgütte ‘ilerici güç’ niteliğini taşımaktadır. genel müdür ve müsteşarlık mevkilerinden daha büyük görevlere kısa zamanda geçmeleri beklenir. aıd bütün gayretleri bu gruba yöneltilmelidir.
geniş ölçüde türk idarecilerini indoktrine etmek gerekir. burada özellikle orta kademe yöneticiler üzerinde durmak yerindedir. amaç, bunlara yeni davranışlar kazandırmaktır. bu grubun yakın gelecekte yüksek sorumluluklar mevkilerine geçecekleri düşünülürse, bütün gayretlerin bu kimseler üzerinde toplanması mantık açısından doğrudur." --- spoiler ---
8*turgut özal'ın demirel tarafından bürokratlığa getirilmesi... çok ilginçtir, basit ve sade bir hayatı olan özal semra hanım'la evlenmesinin ardından amerika'ya texas tech üni'ye gidip araştırmalarda bulundu (yazar notu: abd'ye gidip araştırmalarda bulunanlar nedense ilerde hep başbakan oluyor) dönüşte birden elektrik işleri etüd idaresi müdürü olan özal ardından demirel'in danışmanlığına peşinden de dpt müsteşarı yapıldı ve akabinde dünya bankası sanayi danışmanı olması için abd'ye davet edildi. demirel'in yanı sıra erbakanla da çalışan özal milletvekili adayı gösterildi. seçilemedi. tekrar dpt müsteşar vekili yapıldı. ardından batı ülkeleri türkiye'den bazı "ekonomik hamleler yapmasını istedi" demirel önce direndi sonra kabul etti, bu hamleleri yapması için de turgut özal'ı başbakanlık müsteşarı yaptı. böylece özal çok önemli 24 ocak kararlarının mimarı oldu. ardından darbe oldu. 22 ay boyunca bülent ulusu idaresindeki darbe hükümetiyle çalıştı. sonra demokratik seçimlere giren 3 partiden biri oldu. diğeri ise mdp'nin başkanı turgut sunalp'ti.
9*turgut sunalp demişken... turgut özal 1983 seçimleri için kenan evren'in izin verdiği üç liderden biridir. diğerleri turgut sunalp ve necdet calp'tır. turgut sunalp 1948'de abd'ye gönderilen 16 subaydan biridir. bu subaylar abd'ye nato kapsamında eğitim almaları için gönderildi. her biri geri gelince çok önemli vazifeler üstlendi. örneğin 16 subaydan 14'ü 1960 darbesinde etkin rol aldı. 60 darbesinde rol almayan iki isim ise danışkarabelen ve turgut sunalp'ti.
10*danış karabelen demişken... o da 1953'te sona eren kore savaşına katılan türk komutanlar arasındaydı. nasıl olduysa danış karabelen savaştan sonra cia tarafından üstün hizmet belgesi aldı. savaşı amerikan genel kurmayı yaptı ama belgeyi ne hikmetse cia verdi. ardından türkiye nato'ya girdi, karabelen orgeneralliğe yüksedi ve daha sonra "kontrgerilla, türk gladyosu ve ergenekon" olarak bilinen "özel harp dairesi" isimli yapılanmayı bizzat kurdu.
11* 16 subaydan 2'si 1960 darbesine katılmadı demiştik, 14'ü katıldı. evet. onlardan biri de tanıdık bir sima: alparslan türkeş. türkeş darbe bildirisini 27 mayıs cuma günü sabah 5:25 sularında okuyan kişidir. cümlelerini tamamlarken "nato ve cento'ya bağlıyız" diyordu türkeş.
12* nato ve centoya bağlıyız cümlesi türkiye'de yaşanan darbelerin tümünde kullanılmış bir cümledir. 1980 darbesi'nin de sonunu süslemiştir. netekim 12 eylül'de yapılan darbeden sadece iki hafta sonra nato genelkurmay başkanı türkiye'ye geldi ve kenan evren'le görüştü, akabinde rogers planı devreye girdi. rogers nato genelkurmay başkanıydı ve kenan evren'i "yunanistan'ın nato'nun askeri kanadına geri dönmesine onay vermesi için" ikna etmişti. 1974'te yaşanan kıbrıs müdahalesi ile yunanistan natodan ayrılmış 1977 ise geri dönemk için başvurmuştu. fakat geri dönebilmesi için tüm üyelerin onayına ihtiyacı vardı. türkiye ise onay vermediği için yunanistan geri dönemiyordu. bu türkiye'nin en büyük kozlarından biriydi. fakat kenan evren darbeden sadece 1 buçuk ay sonra yunanistan'ın nato'ya dönmesinek koşulsuz izin vermiştir.
13* nato'ya geri dönmek demişken. aslında yunanistan ile nato'dan ayrılan bir ülke daha vardı. o da fransa. fransa da nato'nun akseri kanadına geri dönmek istedi. onu da akp kabul etti. halbuki fransa 2001 senesinde saddam türkiye'yi tehdit ettiğinde türkiye'nin sınırına döşenmesi gündemde olan patriot'lara müsaade etmemiştir.
14* saddam demişken, saddam'ın humeyni'yi öldürmesi için kurulan 15 kişilik amerikan özel suikast grubunun bir üyesi olduğunu biliyor muydunuz?
15* akp demişken... akp'nin 17 aralık sürecinde sıkça adını duyduğumuz değerli dostu yasin el kadı var biliyosunuz. bu kişi aslında te 2001 senesinde abd tarafından usame bin ladin'in adamı olduğu için terörist ilan edilmiştir. daha sonra tüm mal varlığı dondurulmuştur.
16* üsame bin ladin demişken... üsame bin ladin, rusların afganistan'ı işgale kalkışmasının ardından amerika'nın "rus işgalini önlemek için müslüman grupları silahlandırmak" politikası nedeniyle doğmuş bir güçtür. usame bin ladin & brzezinski
17* brzezinski eski abd başkanlarından carter'ın danışmanı. ruslara karşı müslüman grupları silahlandırma politasının mucidi ve el kaide'nin mimarı. 2007'de obama'yı destekledi. 2012 yılında ise "abd yanlış yaptı, gerekli hazırlıklar yapmadan suriye'ye saldırmak hataydı" diye beyanat verdi. dikkatinizi çekerim, yıl 2012... haber sonra dış destekli ışid kuruldu ve palazlandı. şimdi ise ışid'e müdahale için suriye'ye müdahale gündemde. mevzuyu çakozladınız dimi?
18* brzezinski ile bu düşünceyi paylaşan bir diğer çok önemli dış politika uzmanı ise morton abramovitz. kendisi daha beyoğlu ilçe başkanı iken tayyip erdoğan'la abd'de görüşmüş bir kimse. bunu bizzat çok önemli bir iş adamından dinledim. bu iş adamının ismini söylemem fakat tayyip erdoğan'la beraber top oynamış olduğunu söyleyebilirim. abramovitz o sıralar abd ankara büyükelçisiydi. görüşmeyi ruşen çakır ayarladı. bu bahsettiğim türkiye görüşmesi. az yukarıda bahsettiğim ise "abd" görüşmesi. tayyip erdoğan bu görüşmeden sonra "abd'ye giderek temaslarda" bulunmuştur.
19* morton abramowitz ve graham fuller bu tarihten sonra sürekli refah'ı incelemeye almış. analizlerde bulunmuş ve siyasal islam=türkiye'nin geleceği tesbitine varmışlar. bakın yıl 1995, o dönem siyasal islam bırakın iktidar olmayı, parti kuramıyorlar, sürekli saldırı yiyorlar, partileri kapatılıyor, belediye başkanları içeri atılıyor, 28 şubat döneminde kıyıma uğruyorlar. ama graham fuller ve morton abramovitz siyasal islam=türkiye'nin geleceği diyor. neyse. bunu ben söylemiyorum, 1996 aydınlık da söylüyor: link
20* abd'ye gidip görüşmeler yapan erdoğan, ve exeter'li abdullah gül her nedense parti içinde farklı bir konuma geliyor: buyrun konuşma içinde dikkatinizi çekti mi bilmem, bir de fehmi koru lafı geçiyor. fehmi koru'nun da exeter'li olduğunu söylememe gerek yok sanırım. aynı zamanda koru, bilderberg toplantılarının da katılımcısı. bilderberg ne mi? o da başka zamana.
Kaynak https://web.archive.org/web/20160213151954/https://eksisozluk.com/entry/45841898
21* en son bilderberg deyip bırakmıştım. fakat bilderberg konusunu bir süre daha askıya alıp "siyasal islam" konusunu açıcam. zira onunla ilgili çok mesaj gelmiş, konuyu zihninde oturtamayanlar olmuş. en baştan kısaca alıcam. iran'daki en sık kullanılan isimlerden biri hatta birincisi reza yani rızadır. dünya kupasında iran milli takımının maçını izleyenler görmüştür zaten, sahada 5 tane rıza vardı. bu rıza isminin fazla olmasının nedeni rıza pehlevidir. rıza pehlevi 1925'te iran'ın başına geçen kişidir. o dönemde ruslar'ın iran üzerinde kapitalist faaliyetleri bulunuyordu. bu nedenle rıza pehlevi rus baskısını azaltmak ve iktidarını sağlamlaştırmak, hakimiyetini sağlamak yani koltuğunu korumak için ingilizlerin kucağına düşmek zorunda kaldı (1). iran bu nedenle ingilizlerle çok içli dışlı bir ülke oldu. ardından rıza han 1925'te kendisini şah ilan edip krallığa geçince otoriterleşti. zamanla kendisine muhalif olanlar arttı. ve sonunda musaddık isimli bir devlet görevlisi kendisine isyan bayrağı çekti. neticesinde başbankalığa kadar geldi. gelir gelmez de "iran petrollerini millileştirdi." ve böylece ingilizler artık iran petrolünden para kazanamamaya başladı. şimdi bir parantez açıyorum. "petrolü millileştirmek" bir liderin işleyebileceği en büyük suçtur. ve siz petrolü millileştirirseniz işte o zaman kapitalist düzen sizi baş düşman ilan eder. ve öyle de oldu, musaddık devrildi. roseevelt'in yeğeni, cia görevlisi kermit rosevelt birkaç milyon dolarlık bütçeyle iran'a giderek musaddık karşıtı örgütleme yaptı, ve musaddık kısa sürede devrildi. daha sonra abd "cia görevlisini gönderirsek ve yakalanırsa o zaman devlet suçlanır bu yüzden artık cia görevlisi göndermek yerine sivil toplum kuruluşları kuralım ve onların görevlileri gönderilsin, yarın bigün yakalanırlarsa da bizim başımız yanmaz" diyerek ondan sonra main gibi, imf gibi, otpor gibi kuruluşları ülke içinde finanse ederek hükümetleri düşürmeye başladı(2) neyse. musaddık gidince petrol yeniden ingilizleştirildi. rıza'nın oğlu rıza pehlevi ülkeyi 79'a kadar idare etti. işte tam da o sırada iran'da bir islam devrimi gerçekleşti. bursa'da sürgünde olan humeyni ırak'a oradan da fransa'ya sürgün edildi. ve arkasında büyük bir halk desteği olan humeyni geri döndü. rıza pehlevi ülkeyi terk etti. bikaç gün sonra ise iran'da batının kontrol edemediği bir devlet kuruldu: iran islam devleti. batılı ülkeler iran tarzı şeriat düzeniyle yönetilen ülkelerin petrolüne kaynaklarına öyle kolay el atamıyordu. bu durumun diğer ülkelerde de yaşanmaması için önce ırak'ı yani saddam'ı iranla savaştırdılar. ama daha sonra saddam iranla savaşı sonlandırıp, ülkesinde güçlenince abd'nin himayesindeki kuveyt'e saldırdı. saddam kontrol edilemez hale geldi. mısırda da geçmişte nasır isimli lider batıya baş kaldırmıştı.
özetle batı islam ülkelerinde kukla hükümetler tesis ediyor, ülkenin kaynaklarını sömürüyordu. fakat sonra kukla, pinokyo misali kendisini "gerçek biri" sanmaya başlayınca kontrolden çıkıyor ve batının sömürüsü baltalanıyordu. bazen de ülkenin dinamikleri bu kukla yönetimlerden şikayet ederek musaddık gibi liderleri başa getiriyordu. işte batı "kukla liderler" tesis etmek yerine, bu ülkeler için bir model oluşturma ve diktatörleri değil sistemi kendisine bağlamanın daha iyi olacağını düşündü.
bu düşünceler, 1980'lerde rand corporation isimli kuruluşlar aracılığıyla raporlandı, bir çok cia görevlisi bu konularla alakalı olarak makaleler yazdı. ve nihayetinde siyasal islam denilen kavramla birlikte batı yanlısı, sömürge islam devleti oluşturabilmek için ortaya bir proje atıldı. bu projeyi aslında siz çok iyi biliyorsunuz, adı (bkz: büyük ortadoğu projesi).
devamı gelecek.
devam... öncelikle bu sabah yazdığım yazının içeriğine ilişkin bazı kısımlara yeni maddelerle açıklama getiricem.
22* rıza pehlevi'nin ingiltere'nin kucağına düştüğünü söyledim. bu söylediğim olayın bir benzerini de türkiye yaşadı. 1950 seçimlerinde dp %52 oyla meclisin nerdeyse %80'ini eline geçirdi. akabinde türkiye'de bir bolluk yaşandı. fakat bu bolluğun nedeni yapılan marshall yardımlarıydı. dış politikada ise önemli şeyler oluyordu. beş sene önce 1945'te yalta'da dünyanın üç büyük lideri bir araya geldi. . ve yalta konferansı gerçekleşti. konferans bitince garip birşey oldu. stalin durup dururken ağrı kars ve artvin bölgesinde hak iddaa etmeye başladı. türkiye'de bir tür "komünist tehlikesi" yaşanmaya başlandı. menderes döneminde bu algı arttı. "bacımızı kamusallaştıracaklar" türünden laflar çıktı. ülkede "komünizm'den kurtulmak için" abd ile ittifak yapmalıyız türünden fikirler ortaya atıldı. bazılarının çok sevdiği said nursi bile "islam'ın düşmanı komünizmdir, abd de onlarla savaştığı için islamı koruyor, türkiye abd ile birlikte olmalı" türünden laflar etmeye başladı. dp mitinglerine katıldı. neticede türkiye 1952'de natoya girdi. bunun bedeli kore'de savaşan ve ölen türk askerinin kanıydı. türkiye menderes dönemi ile amerikadan ithal traktörlerle tarım cennetine döndü, bu üretim malları kore'de savaşan ülkelere satıldı. türkiye deyim yerindeyse tahıl ambarıydı. ve ekonomi iyiydi. fakat savaş bitince, enflasyon arttı. dış borç bulmak için menderes ülke ülke dolaştı. 1952'de özel harp dairesi kuruldu. önceki yazıda bahsetmiştim, daniş karabelen önderliğinde kurulan bu teşkilat sayısız problem ve olaya neden oldu. türkiye'de yollar ve binalar yaptı. "nato yolu" denilen yollar bu dönem yapıldı. nedeni ise basitti. sovyet saldırısına karşı teçhizatların taşınabilmesi için geniş ve sağlam yollar gerekiyordu. türkiye taviz verecek ve karşılığında yarımla, sovyet tehlikesinden korunacaktı. çok ilginçtir nato belgeleri yıllar sonra ortalara saçıldığında bir belgede olası komünist savaşında natonun planlarının neler olacağı yer alıyordu. bu plana göre nato savunma hattını sofya-belgrad arasına kuracaktı. bu şu demekti, olası bir işgalde nato orduları ne karsı, ağrıyı ne de anadoluyu, istanbulu koruyacaktı. bırakın türkiye, yunanistan bile terk edilerek savunma hattı sofya-belgrad'a çekilecekti. natonun korunacak bölgeler listesinde türkiye yer almıyordu. aptal yerine konuştuk. geçelim. 1950-55 yılları arasında abd'nin de yardımlarıyla türkiye bahar havasında yaşandı. fakat sonra ekonomik sıkıntılar nedeniyle her geçen gün daha da batağa saplantı. ve amerikan yardımları alabilmek için abd ile bir takım gizli ikili anlaşmalar imzalandı. her anlaşma ile biz de iran gibi kucağa düştük. ve en sonunda menderes abd'den beklentilerini karşılayamayınca sovyetler birliği ile iş birliği için görüşmeye başladı. ve haziranda yapılması kararlaştırılan görüşmelerden bir ay önce, mayısta darbe gerçekleşti. menderes'in amerika, eski müttefiki için kılını kıpırdatmadı.
23* kermit rosevelt'in darbesi bir abd planıydı ve musaddık'ın ingilizlere koklatmadığı petrolun intikamını cia almıştı. ama bu operasyon sonrasında abd bir ders çıkardı. dış operasyonlar kesinlikle devlet tarafından yapılmamalıydı. riskliydi. bu yüzden bir takım ngo'lar. yani hükümet dışı örgütler kuruldu. bunların en başında imf gelir. sonra main, otpor ve george soros gibi yatırımcıların kurduğu vakıflar kuruldu. bu vakıfların çalışma prensibi basitti, önce ülkelerle iyi ilişkiler ve iş adamları ile başarılı ticaret anlaşmaları kurulur ardından ülke içinde vakıflar açılır. bu kurumlara sağlam paralar finanse edilir ve bu paralarla medya, devlet kurumları, istihbarat şubelerinde adamlar satın alınır. ardından bazı sosyal olaylar hedef alınarak çeşitli prostestolar başlatılır. bu protestolarda görevlendir.ilen provokatörler olayların büyümesini sağlar, basın devreye girerek hükümet yıpratılır, önemli yazarlar ve iş adamları baskıyı artırır ve devlet kademelerindeki muhbirler bir takım belgeler yayınlayarak hükümeti iş yapamaz hale sokar. sonucunda hükümet kanlı olaylar ve medya baskısı ile düşmek zorunda bırakılırdı. kermit 1953'te iranda, otpor yugoslavyada, açık toplum vakfı ise çekoslovakyada bunu güzelce başardı. bu tip kurumlar kendi internet sitelerinde ülkede harcanan parayı bir gurur abidesi gibi yazarlar ve biz insalığa bu yıl şukadar para harcadık diye övünürlerdi. 2011 senesine kadar finanse edilen paralar her yıl yayınlanırdı. daha sonra arap baharı ile bu uygulamayı bir çok vakıf kaldırdı. hiç unutmuyorum, 2000 yıllarında tunus'a yıllık 10,000 $ yardım yapan bir sivil toplum örgütü, 2005'ten itibaren miktarı 400,000 dolara kadar çıkarmıştı. sadece tunus değil, birçok ülkede olayların çıkması için binlerce dolar o ülkelere akıtılmıştı. türkiye'de 2011 yılında bir sivil toplum örgütü tam 2milyon dolara yakın para akışı sağladı. basında soros ile ciddi şekilde ilişkisi olduğu iddia edilen bir sivil toplum örgütünün ise mütevelli heyetinde bir partinin genel başkanı bulunur. ilginçtir, bu kişinin adını iyi tanıyoruz: kemal kılıçdaroğlu. şaşırmayın.
24* az önceki maddede, danış karabelen önderliğinde kurulan özel harp dairesi'nden bahsettim. 1974'te ecevit ve erbakan hükümeti (chp ve mhp'nin ittifakına şaşıranlar yeniden okusun, tee 74'te erbakan chp ile ittifak yaptı. erbakan kimin hocası, biliyoruz dimi?) kıbrıs'a çıkarma yaptı. türkiye ve abd'nin arası açıldı. türkiye adanın tamamı için yola çıksa da yarıda bıraktı ve çekildi. fakat abd kızmıştı. ülkede bir takım krizler yaşanmaya başladı. çok açık bir şekilde demirel'in adalet partisi'nin mensupları ve bağlı bulundukları esnaf, tüccar, bakkal, perakendeci depoda malları bulunmasına rağmen "mal yok" diyerek stokçulğa başladı. bu şekilde hem daha çok kazandılar, hem de siyasi olarak chp'yi güzelce yıprattılar. fakat chp amerika'ya dik gitmeye devam etti. dünya haşhaş üretiminde söz sahibi olan abd türkiye'de haşhaş üretilmesini istemiyordu. türkiye'de haşhaş ekimi yasaktı. ama ecevit 1974'te haşhaş ekimini serbest bıraktı. edirnede bulunan ve sovyet topraklarını gözetleyen amerikan üstlerini kapattı. imf ile ilişkileri kesti. bir suikast yaşadı ve kurtuldu. 1 mayıs 1977'de yaşanan olaylardan sonra özel harp dairesi'nin varlığından haberdar oldu. o sıralar başbakan değildi ve bunu cumhurbaşkanı korutürk ve demirel'e anlattı. daha sonra bu bilgiyi açıkça meydanlarda dile getirdi. "devlet içinde, fakat devletin bilgisi ve denetimi dışındaki bir örgüt var" dedi. bunun üzerine 1977 seçimlerinden önce izmir'de kurşunlandı. suikastçi çok yakından vurdu. ama sadece yaraladı. amacı öldürmemekti. bu bir uyarıydı. ecevit seçimlerde %42 oy aldı. başbakan oldu. konuyu bu kez genelkurmay başkanına açtı. o kişi kenan evren'di. sonuç alamadı. olayı yargıya intikal ettirdi. savcı doğan öz olayı araştırmaya başlamıştı. önce bir rapor hazırladı.
--- spoiler ---
şiddet olayları, anarşik eylemler olarak nitelendirilebilecek kadar basit değildir. amaç, demokrasi umudunu yok etmek; onun yerine faşist düzeni gündeme getirmek ve bütün unsurlarıyla yürürlüğe koymaktır. böylece abd ve çokuluslu ortaklıklar, ortadoğu sorununu büyük ölçüde çözmek amacını gütmektedirler. bize göre bu sonuca ulaşmada cıa, kontrgerilla gibi gizli örgütlerin yönlendirmesi vardır. bu örgütler, devlet aygıtını geniş ölçüde kendi amaçlarına uygun şekle dönüştürerek demokrasi düşmanı akımları iktidar yapmayı öngörmüşlerdir. --- spoiler ---
dedi. sonra, ne acıdır, 1978'de kurşunlanarak öldürüldü. katili ülkücüydü. millete zarar veren örgüt milleti seven savcıyı milliyetçiye vurdurmuştu. tirajikti. oyun büyüktü. önce ecevit, ardından savcı öz... ecevit kontrgerilla meselesini kazıdıkça olaylar arttı. maraş katliamı patlak verdi. hergün yüzlerce genç olaylara karıştı, yaralandı, öldü. peşinden yeniden stokçuluk baş gösterdi. türkiye'nin arası abd ile kötüydü, imf ile anlaşma yapılmıyordu, ecevit bunun üzerine 1975'te bilderberg toplantısına katılmış fakat borç verecek banka bulamamıştı. daha sonra ecevit'e toplantı çıkışında "ne konuşulduğu" sorulmuştu ve ecevit "bu toplantılarda neler konuşulduğunu anlatmam demek başbakanlıktan istifa etmek" diye cevaplamıştı. neticede enflasyon %100'ü aştı. kredi yoktu, abd ambargo uyguluyordu. acıdır, o günlerde abd'nin ambargosunu delerek türkiye'ye sadece bir tek lider yardımda bulundu. o kişi kaddafiydi ve türkiye bu iyiliğin karşılığını 2011'de nato ile kaddafiyi tahtından indirererek ödemişti. ecevit abd'ye kafa tutmanın, imf ile ilişkileri kesmenin, kıbrıstaki vatandaşları korumanın, kontrgerilla'nın üzerine gitmenin cezasını böyle ödüyordu. tüsiad o dönem her gün tam sayfa ilanlar vererek ecevit'i eleştiriyordu. iş adamları kontrgerilla'ya ve amerika'ya kafa tutan adamdan değil, onun düşmanlarından yanaydı. ecevit abd'ye gitti. temaslarda bulunmak istedi. ülkeye döndü ve en sonunda bitirici vuruşu dünya bankası yaptı. dünya bankası tarafından hazırlanan raporda türkiye'nin ekonomisinin bitik halde olduğu, ağır sanayi hamlesini erteleyip tarımla ilgilenmesi gerektiğini, bu hayallerden vazgeçmesini ve sürekli develüasyon yaparak kendi parasının değerini sıfıra indirmesini söylüyordu. dünya bankası raporu adeta türkiyeye "siz büyük ülke olma sevdasını bırakın, buğday yetiştirin" diyordu. dünya bankasının bu raporunu yazan isimse kimdi biliyor musunuz? biliyorsunuz. bu isim kemal dervişti! ve ecevit hükümeti düştü. başbakan demirel oldu. demirel 24 ocak 1980 tarihinde dünya bankasının istediği tüm kararları aldı. kararları hazırlayan yani dünya bankasının dediğini harfiyen yapan kişiyi de tanıyorsunuz aslında, o isim de 1971-73 yılları arasında dünya bankasında danışmanlık yapan turgut özal'dı.
25* haşhaş demişken, türkiye'de haşhaş ekimini yasaklatan kişi nihat erim'dir. nihat erim, 1970'te yaşan muhtıra üzerine demirel'in başbakanlıktan istifa etmesinin ardından askerin başbakan olarak atadığı kişidir. eski chp'lidir. hatıratında bu olaylar yaşanmadan önce amerikan diplomatlarla gittiği bir yemekte içkiyi fazla kaçıran bir amerikan diplomatın şakayla karışık "ilerde başbakan olacaksın" dediğini yazmıştır. nihat erim daha sonra temmuz 1980'de darbeden birkaç ay önce suikast sonucu öldürüldü.
26* belki dikkatinizi çekmiştir, yazının başında dp %52 oyla meclisin %80'ini aldı dedim. bu doğru bir bilgi. çünkü o zamanki seçim sistemine göre bir ilde yüksek oy alan parti vekillerin tamamını alıyordu. kırşehir hariç. menderes kırşehiri bir türlü alamıyordu. en sonunda pes etti ve kırşehirin il statüsünü kal.dırdı. kırşehir menderese oy vermediği için ilçe olmuştu söz gelimi istanbuldaki seçimlerde demokrat parti 1 oy fazla aldıysa vekillerin tamamı demokrat partiden çıkıyordu. bu sistemi getiren kişi ismet inönüdür. ismet inönü ülkede demokratik seçimlerin yapılmasını ve çok partili hayatın tesis edilmesini istiyordu. çünkü bunu yapmazsa marshall yardımlarından faydalanamayacağı, yardımların sadece demokratik ülkelere yapılacağı söylenmişti. ismet paşa bu ülkenin kurucularından, totaliter ve eski bir devlet adamıydı. batı, yani sistem onu kolayca makasa alamazdı. bu yüzden batı inönü yerine daha yeni ve tavizkar bir kişi istiyordu. bu yüzden ülkede seçimlerin yapılması ve çok partili hayatın gelmesi gerekiyordu. 1946 seçimlerinde chp yüksek oranda oy almasına rağmen seçim sistemi çok adaletsizdir. bu nedenle batı bu sistemi kabul etmedi. marshal yardımı küçük çapta yaşandı. inönü seçimlerin ardından sistemi biraz daha gevşetti ve yukarıda bahsettiğim hale getirdi. nasılsa ben kazanırım diye düşündüğü için bu adaletsiz sisteme güveniyordu. beklediği gibi olmadı. seçimi demokrat parti kazandı. ve chp %47 oy almasına ufak bir milletvekili grubu ile kaldı.
27* demokrat parti'nin kurucuları celal bayar ve menderes eski bir chp'lidir. yıllarca chp'de çalıştılar ve inönü'nün "toprak reformu" fikrinin ardından parti içi muhalefete başladılar. inönü büyük toprak ağalarından toprakların alınmasını ve köylülere verilmesini, köylülerin bu toprağı işleyerek hem tarım alanında gelişme sağlanmasını hem de feodal ağalık düzeninin son bulmasını hedefliyordu. bu yüzden toprağı alan köylüler toprağın sahibi olacak fakat toprağını 15-20 yıl gibi bir süre satamayacaktı. böylece köylüler ağaların marabaları olmaktan kurtulacak, feodal düzen sona erecekti. ama büyük toprak ağalarından olan menderes ve celal bayar bu reformu pek sevmemişti. ayrıca bu kişilerin yanında bulunan büyük toprak ağaları bulunuyordu. bu reform girişimi yüzünden menderes ve arkadaşları parti içi muhalefete başladılar. inönü ise çok partili hayata geçerek yardım almayı düşündüğünden menderes ve arkadaşlarına parti kurmalarını önerdi. böylece demokrat parti kuruldu. toprak reformu ise unutuldu gitti. türkiye'de 1980'lere dek ağalık sistemi sürdü. güneydoğuda ise hala sürmekte. ağalık sisteminden kaçan köylü sınıfı büyük şehirlere gelerek gecekondu bölgelerini oluşturdu. günahı menderes ve arkadaşlarının boynunadır.
bugünlük de bu kadar... aslında siyasal islamdan bahsedecektik ama konu nerelere geldi. dallanıp budaklandı. neyse, o da bir dahaki sefere artık.
Kaynak <https://web.archive.org/web/20160723005729/https://eksisozluk.com/entry/45885620
28* menderes döneminde türkiye'nin kucağa düştüğünü söyleyince itiraz edenler olmuş. dedesi ninesi olanlar gidip sorabilir: eskiden okullarda süt tozu verilir, çocuklar süt tozundan yapılan sütleri içerdi. devlet bunları bedava verirdi. çünkü türkiye'de muazzam bir süt tozu bolluğu vardı. süt tozunu amerika üretir, türkiye'ye satardı. türkiye tarım ve hayvancılık ülkesi olmasına ve süt bolluğu bulunmasına rağmen abd'den süt tozu ithal eder ve türkiye'de yerli süt yerine amerikan süt tozunu yaygınlaştırmak için okullarda bedava içirirdi. menderes yerli süt üreticisini değil, ithal amerikan süt tozunu desteklemiştir.
29* bugün 17 aralık fezlekesinde yurt dışından gelen misafirler için ayarlanan kadın haberini duyunca anımsadım. 1959'da endonezya başkanı sukarno türkiye'ye geldi. uçkuruna düşkündü. bizimkiler de misafirperverlik namına kendisine lüks nermin'in kızlarından birini gönderdi. sukarno ülkesine döndükten iki hafta sonra belsoğukluğu kaptığını öğrendi.
30* menderes ekonomi bozuldukça sinirleniyor, gürlüyor ve otoriterleşiyordu. eleştiriler ve muhalefet artınca tahkikat komisyonunu kurdu. birkaç milletvekilinin oluşturduğu bu komisyon dönemin istiklal mahkemesi gibi çalıştı. komisyon savcı ve hakim yetkilerine sahipti. dilediği basın kurumunu kapatıyor, her türlü evrak ve eşyaya el koyabiliyordu.
31* darbenin olduğu 1960'ın kasım ayında oecd isimli ekonomik topluluk kuruldu. israil senelece bu kurula katılmak için canla başla çabaladı. fakat yeni üye alımı için tüm üyelerin onay vermesi gerekiyordu. türkiye ise onay vermiyordu. daha sonra israil oecd'ye girdi. onay veren başbakan recep tayyip erdoğan'dı. 2010 yılında, 2009'daki one minute olayından sadece 1 sene sonra tayyip erdoğan kavgalı olduğu israil'i oecd'ye memnuniyetle kabul etti.
32* 1935'te rahip roncalli vatikan tarafından istanbul'a gönderildi. istanbulda yerel katolik liderlik görevini üstlenen roncalli türkçe öğrendi. halkla yakın ilişkiler kurdu. atatürk'ün sevdiği mahmut'la yakın dost oldu. aradan yıllar geçti. 1961'de menderes ve arkadaşları idam edildi. celal bayar'ın idam cezası birden iptal edildi ve müebbete çevrildi. 63'te serbest kaldı. bir güç celal bayar'ı içerden çıkarıyordu. dönemin papası 23. jonh bu habere çok seviniyordu.. çünkü ikisi yakın dosttu. evet, roncalli 23. jonh ismiyle papa olmuştu. mahmut ise, mahmud celaleddin bayar'dan başkası değildi.
33* rumlar kıbrısta türkleri katletmeye başlayınca 1964 yılında başbakan inönü müdahale için harekete geçti. fakat türkiye'nin sadık müttefiki(!) amerikanın başkanı johnson inönü'ye zehir zemberek bir mektup yolladı. "müdahale olursa ittifakımız bozulur, natodan atılırsınız" dedi. ve "müdahale sırasında amerikan yardımı silah ve donanımları geri alırız" diye ekledi. türk ordusundaki silahların çoğu amerikan yardımıydı. üstelik bu yardımlar inönü'nün 1945 senesinde imzaladığı gizli anlaşma ile alınmıştı. o anlaşmanın ilk maddesinde "başkan gerekli gördüğü hallerde yardım olarak verilen şeylerin tümünü geri isteme hakkına sahiptir" yazıyordu. inönü seneler önce imzaladığı anlaşma nedeniyle kıbrıs türklerine yardım yapamayacak hale düşmüştü. inönü amerika'ya gitti. "yeni bir dünya kurulur ve türkiye de yerini alır" diye karşılık verdi. ama cezası kesilmişti. bu sözler onun sonu oldu. döndüğünde artık başbakan değildi. hükümet düşmüştü.
34* nasıl mı? o dönemlerde demokrat partinin devamı olarak kurulan adalet partisinin genel başkanı ragıp gümüşpala ölmüş ve kimsenin tanımadığı bilmediği genç biri başa geçmişti. herkes şaşkındı. bu isim demireldi.
35* bu sırada dünyada değişik hadiseler cereyan ediyordu. amerikan başkanı kennedy ve sovyet lideri kruşçev soğuk savaş bitirecek adımlar atmaya başlamıştı. ayrıca kennedy israil'in nükleer programında destek vermiyordu. sonra kennedy 1963'te gündüz vakti suikaste uğradı ve öldürüldü. ardından 1964'te kruşçev bir kremlin darbesi ile liderlikten düşürüldü. peşinden 1965'te vietnam savaşı yeniden patlak verdi. soğuk savaş en az 20 yıl daha uzayacaktı. birileri soğuk savaş için can alıyor, savaş başlatıyordu.
36* adalet partisi'nin genel başkan seçimine celal bayarın desteklediği tanınmayan demirel ve saadettin bilgiç giriyordu. bilgiç bir arkadaşından aldığı belgeyle demirel'in mason olduğunu kanıtlıyor, bu durum demirel'in oylarını dibe çekiyordu. ardından demirel mason olmadığına dair belge alarak iddiayı çürütmeye çalıştı. demirel mason olmadığına dair belgeyi mason locası başkanı necdet egeran'dan almıştı fakat bu durum locayı ikiye bölmüştü. locada bulunan bir çok üye sahte belge verildiğini ve demirel'in mason olduğunu, sahte belge verilmesinin yanlış olduğunu söyledi. tartışmalar büyüdü. sonucunda demirel'e mason olmasına rağmen siyasi nedenlerden ötürü mason değildir belgesi verildiği için bu duruma tepki gösterenler locayı bölerek türkiye büyük mason mahfili'ni kurdu. demirel'in siyasi kariyeri için mason locası ikiye bölünmüştü.
37* demirel'e mason değildir belgesi veren üstat necdet egeran ne hikmetse(!) masonluktan ömür boyu ihraç edilmişti. tartışmalar esnasında ileri gelen masonlardan hazım kuyucak olayları engellemeye çalışınca kuzey amerika masonları büyük üstatları tarafından uyarıldı. uyaran rahip thomas s roydu. ayrıca bir çok ilerigelen mason sorunu çözmek için olaya müdahil olmuştu. demirel her ne hikmetse masonlar için çok önemliydi. birileri onun sicilini temiz tutmaz için var gücüyle çalışıyordu.
38* mason locası demişken, atatürk mason localarını 1935'te kökü dışarıda olan zararlı kuruluş olması nedeniyle kapatmıştı. fakat localar 1948'de yeniden açılmıştır. atatürk'ün kapattığı mason localarını yeniden açan isim ise ismet inönüdür. bu tarihler ismet inönü'nün batı yardımlarını alabilmek için ülkeyi çok partili hayata sokmaya çalıştığı yıllara denk gelir.
39* daha sonra celal bayar 1969 yılında siyasi yasağının kalkması için girişimde bulununca demokrat partinin devamı olan adalet partisinin genel başkanı süleyman demirel koltuğu celal bayar'a kaptırırım korkusu ile bu girişimi önlemeye çalıştı. demirel kendisini bugünlere getiren bayar'ın siyasi yasaklarının devam etmesi için elinden geleni yaptı. ama başaramadı.
40* bu durumun aynısını turgut özal yaşadı. kendisi önce siyasi yasaklı olan ecevit, erbakan ve demirel'in siyasi yasaklarının kalkması için referandum kararı aldı. ardından referandumda "hayır" oyu kullanılması için propoganda yürüttü. özal için demokrasi şehidi derler, fakat kendisi demokrat falan değildi. 2 yıl darbe hükümetiyle çalıştı. ardından 1987 referandumunda siyasilerin yasaklı olmasını isteyecek kadar anti-demokratik bir tutum takındı. en son 1989 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde askerin de desteğini alabilmek için "kenan evren'i tanırım, milliyetçi biridir. yaptığı müdaheleyi de memleketi için yapmıştır. kötü niyet taşıdığını düşünmüyorum" diyebilecek kadar küçülmüştür.
41* türkiye'de şiddet olayları tırmanıyordu. 1972 yılında mahir çayan ve arkadaşları kızıldere baskınında öldürüldü. çayan'ın ekibinden biri samanlığa saklanıp yaşamını kurtardı. bu isim daha sonra siyasi kariyer yapacak ve 2011 yılında milletvekili seçilecekti. bu isim ertuğrul kürkçü'ydü.
42* 1973 yılında mısır israil'e saldırınca amerika israil tarafına geçerek mısır ordusunu dağıttı. amerika'nın bu tutumu nedeniye petrol ihraç eden ülkeler (opec) ani bir kararla emperyalistlere petrol ambargosu koydu. petrol üretimi indirildi ve fiyatı artırıldı. opec'in büyük bölümü araptı. araplar öylesine büyük bir dayanışma göstermişti ki, o dönem amerika'nın en has müttefiki iran lideri rıza pehlevi bile petrol ambargosuna destek vermişti. bu olay batı'yı petrol zengini arap ülkelerini "kontrol altında" tutabilmek için çözüm arayışlarına sürükledi. siyasal islam fikrinin doğumu gerçekleşiyordu. petrol sıkıntısı baş gösterince tüm dünya krize sürüklendi. dışa bağımlı türk ekonomisi zarar gördü. abd ile papaz olan ecevit kredi bulabilmek için 1975'te bilderberg toplantısını izmir'e davet etti. bilderberg hollanda'da bir otelin adıdır. ilk toplantı 1954 yılında 33. dereceden mason olan retinger isimli politika uzmanı tarafından bilderberg otelinde yapıldığı için adı böyle kalmıştı. retinger'in düzenlediği bu toplantıya avrupadan devlet adamları, dev şirket sahiplerini ve medyanın önemli isimlerini davet etmişti. ve kural gereği konuşulanlar asla dışarıya aktarılmıyordu. kuralı kimse bozmuyordu.
43* 1975 yılında ecevit başbakan olarak toplantıya katılmış fakat aradığı kredileri bulamamıştır. o dönem bu toplantıya adı duyulmamış ingiliz bir kadın daha katılmıştır. bu kadın daha sonra ingiltere başbakanı olacak ve üç kez üst üste seçilecek margareth thatcher'dan başkası değildir. adı sanı duyulmamış thatcher ingiltere'de başbakan olurken abd'de ise bir holywood oyuncusu olan ronald reagan başkan olmuş ve bu iki garip başkan göreve gelir gelmez "globalleşmeden" "küreselleşmeden" ve "devleti küçültmeden" bahsetmeye başladı. dünya bu yeni "globalleşme, küreselleşme ve devleti küçültme" kavramlarının anlamını çözmeye çabalarken bir başka ülkenin başbakanı da bu kelimeleri ısrarla tekrarlamaya başlamıştı. o kişi turgut özal'dan başkası değildi.
44* bilderberg toplantıları her sene yapılmaya devam ediyor ve konuşulanlar sır gibi saklanıyordu. toplantılara bazı her yıl bazı türkler de katılıyordu. 1957 yılında menderes (davet aldı ama katılamadı) 1975'te şimdiki barolar birliği başkanı metin feyzioğlu'nun dedesi turan feyzioğlu katılırken 1982'de inönü'nün damadı metin toker 1990'da mesut yılmaz ve erdal inönü 1994'te rahmi koç 2002'de kemal derviş 2003'te ali babacan 2004'te ali babacan, mustafa koç, kemal derviş 2005'te ali babacan 2006'da daha sonra bakan olacak olan egemen bağış, mustafa koç, yeni şafak gazetesinden fehmi koru, 2007'de ali babacan, mustafa koç, birand, doğan, boyner, cengiz çandar, hikmet çetin, 2008'de ali babacan, mustafa koç ve 2-3 sene içerisinde servetini ikiye üçe katlayacak ferih şahenk, 2009'da ali babacan, mustafa koç, sabancı 2010'da ali babacan, mustafa koç katıldı. ali babacan ve mustafa koç 2014 toplantılarına dek katıldıysa da 2014 toplantılarına ali babacan çağrılmadı. 1996 yılında yapılan toplantılarda türkiye ile ilgili önemli kararların alındığı belirtilmiş, ve bu toplantıdan sonra bir yıl içerisinde refah-yol hükümeti post-modern darbe ile düşürülmüştür. ingilizce bilenler şu yabancı kaynaktan konuyla ilgili ayrıntılı bilgi edinebilirler.
bu toplantılarda neler konuşulduğu halen sır niteliğini korur ve hala bu toplantılara dünyanın en seçkin devlet, iş, medya adamları gelmeyi sürdürür. akp döneminde ise 2007 yılında bu toplantı türkiye'de yapılmıştır. akp'den fullbright bursuyla okumuş ali babacan ise devamlı bu toplantılara katılmıştır.
Kaynak <https://web.archive.org/web/20160723005704/https://eksisozluk.com/entry/45965223
submitted by AllahyokDindogru to KGBTR [link] [comments]


2020.07.01 15:24 Dapplication Araba otomatik şanzıman türleri.

Araba otomatik şanzıman türleri.
Baş not: Bilal'e anlatılacak bir not değil, biraz karışık bir konu. Basitleştirebileceğim kadar basitleştireceğim.
Şanzıman örnekleri 2005 ve sonrası için geçerlidir. Bazı daha eski veya daha yeni örnekler de olabilir.
Ve de liste ülkemize gelen modelleri kapsar.
Tek kavrama (Yarı otomatik) otomatik şanzımanlar: Bu şanzımanlar normal bir manuelin otomatikleştirilmiş hâlidir. Debriyaj sistemini bir robot, vites sistemini bir robot kontrol ediyor diye düşünün. Vites atma ve düşürme zamanlarını birkaç sensör kontrol eder ve sizin tepkilerinize göre de vites atma zamanları değişir.
Vites geçişleri sarsıntılı ve yavaştır. Yakıt yakma olarak en düşüğü diyebiliriz. Sorun(suzluk) olarak biraz daha manuele benzerdir. Balata sistemi değişimi eninde sonunda yapılacaktır. Çok sorunlu modellerde kavrama değişimi çıkabilir.
Çift kavrama (Yarı otomatik) otomatik şanzıman: Bu şanzımanlar iki kavramanın birleşimi ile oluşmuş şanzımanlardır. Bir kavrama 1-3-5-7-9 viteslerini temsil ederken öbür kavrama 2-4-6-8-10(vites sayısı modele ve şanzıman türüne göre değişebilir, Volkswagen Grubunun DQ200 şanzımanı 7 vites iken DQ250 şanzımanı 6 vitestir. Ford-Volvo'nun (eskiden) kullandığı Powershift 6, Renault grubunun kullandığı EDC 6, Fiat grubunun TCT şanzımanı 6 vitestir.) viteslerini temsil eder. Bir kavrama bir vitesi çalıştırırken öbür kavrama bir ileri vitesi aynı anda çalıştırır. Bu sayede vites geçişleri çok hızlıdır.
Fakat her gülün de bir dikeni vardır. Sorun(suzluk) adına en sıkıntılı vites türlerindendir. Kavrama sistemi veya mekatronik sistem değişimleri 100.000 KM kullanımı civarında boy gösterirken fabrika garantisiz araçlarda 10.000 TL'den 40.000 TL'ye kadar masraf çıkartabilir. Yakıt yakma olarak yine düşüktür.
Tam otomatik şanzımanlar: Bu şanzıman sistemi planet dişlerinin kavramayla birleşmesiyle oluşan kompleks bir sistemdir. Bazı türlerinde de balata sistemi vardır. Firmalar 2000-2010 yılları arasında çok kullanırken 2010-2015 yılları arası daha çok yarı otomatik şanzımanlar kullanmıştır. 2015 yılından beri çoğu firma teker teker bireysel araçlarına tam otomatik şanzıman koymaya başladı.
Sorun(suzluk) olarak hemen hemen en iyi şanzıman budur. Dezavantajı olarak çok yakması ve yavaş vites geçmesi yatıyordu. 2015 itibarıyla bu da değişti. Modern tam otomatikler hem hızlı hem de az yakıyorlar.
Kayışlı(CVT) otomatik şanzıman sistemi: Sonsuz orana sahiptir. Firmalar bunun sayesinde istediği oranda sanal vites sistemi yaratabilirler. Aynı şekilde motorun son gücünü kullanmaya çalışırsanız da sanal vites sistemini bırakıp son devirde tam çalışmasına olanak sağlar. Daha çok atmosferik motor araçlarda kullanılır(atmosferik motorlar yüksek devirlerde tork verdiğinden dolayıdır).
Sorun(suzluk) adına zincir kayışlılar sorunsuz ilân edilir. Fakat aynı şekilde işini başına batıran Nissan firması da vardır. Yakıt yakma konusunda pimpirikli bir insansanız baştan atmosferik motor almamanız gerekir. Vites geçişleri sanal olduğu için ya yok ya da bilgisayarın kompleks hissiyat kodlamasına bağlı diyebiliriz.
Vitessiz otomatik şanzıman sistemi: Kendim de maalesef çok fikrim yok, kısaca geçersek hybrid ve elektrikli araçlar kullanır. Sorun duymadım diyebilirim. Ülkemizde daha çok Toyota Hybrid sisteminde olan e-CVT kullanılır. Ve bu şanzıman konusunda en son baktığımda çok bilgi kirliliği vardı. 3 farklı kaynak 3 farklı sistem söylüyordu.
Bonus: SkyActiv-Drive: Mazda'nın son dönem şanzımanı. CVT-Tam otomatik ve Çift kavrama yarı otomatik şanzıman sistemlerini birleştirip hepsinin iyi tarafını alıyor. 2018 ve sonrası Mazda 6'larda var diye biliyorum. Fakat Mazda ülkemizde bitmek üzere, en son sıfır araba siparişi için minimum 2021 yılını veriyordu.
Şanzıman örnekleri(baş notu okuyunuz):
Tek kavrama(Yarı otomatik) otomatik şanzıman sistemi:
Alfa Romeo: Eski modellerinde (ülkemizde en çok olan 147-159 modelleri özellikle) Selespeed tek kavrama şanzıman kullanılır.
BMW: 2008 yılına kadar bazı modellerinde steptronic tek kavrama şanzıman kullanıldı.
Citroen: 2015 yılına kadar C4 Cactus dışı MCP tek kavrama şanzıman kullanıldı(anlamanın en iyi yolu şu, BlueHDi isimli motorda EAT tam otomatik şanzıman kullanıldı), C4 Cactus'te ise ETG6 şanzıman kullanıldı.
Dacia: Otomobil kategorisine giren araçlarına ZF yapımı Easy-R tek kavrama şanzıman kullanıldı.
DS Automobiles: 2015 yılına kadar ETG6 kullanıldı.
Fiat: Eski modellerinde tek kavrama Dualogic, yeni modeller arası sadece 500L tek kavrama Dualogic şanzıman kullanılıyor.
Honda: Jazz modelinde 2008-2012 arası i-Shift tek kavrama otomatik şanzıman kullanıldı.
Lancia: Ülkemize gelen modellerinde MTA tek kavrama şanzıman kullanıldı.
Mazda: 6 modelinde 2013 yılına kadar 5 ileri tek kavrama otomatik şanzıman kullanıldı.
Mitsubishi: Colt modelini ele alırsak 2019'a kadar AMT tek kavrama şanzıman kullandılar.
Opel: 2009 yılına kadar 6 ileri ZF yapımı tek kavrama Easytronic şanzıman kullanıldı. Astra K modelinde ülkemize çok çok az gelen 1.0T motoruyla beraber de yine Easytronic şanzıman kullanıldı.
Peugeot: 2012 yılına kadar Auto6R, 2012-2015 arası ETG6 tek kavrama şanzıman kullanıldı.
Toyota: 1.3 D4D kanser motorla kanser M-M/T şanzıman kullanıldı. Neyseki 2018 yılında her ikisi de üretimden kaldırıldı.
Çift Kavrama(Yarı otomatik) otomatik şanzımanlar:
Alfa Romeo: En yeni ülkemize gelen Mito-Giuletta modellerinde 6 ileri TCT çift kavrama şanzıman kullanıldı.
Audi: A1-A3-Q1-Q2-Q3 modellerinde kuru çift kavrama DQ-200 DSG çift kavrama şanzıman kullanıldı, A4-A5-A6-Q4-Q5-Q6 modellerinde ıslak çift kavrama DQ-250 DSG çift kavrama şanzıman kullanıldı.
BMW: Bazı modellerde Drivelogic adı altında DCT, BMW X1- 2 Grand toure Active tourer'de ise 2018 sonrası modellerinde Getrag yapımı çift kavrama kullanıldı.
Fiat: Dizeller çift kavrama DCT, benzinliler 2019 sonrası yine çift kavrama DCT.
Ford: 2012-2018 arası çift kavrama Powershift, 2018-günümüz arası yine kullanılıyor, fakat tam otomatik şanzıman seçme olanağınız var.
Hyundai: Turbo benzinli modellerin hepsi çift kavrama DCT, yeni Turbo dizel modellerinde ise yine çift kavrama DCT kullanılıyor.
Infiniti: 7 ileri çift kavrama DCT kullanıyor.
Kia: Hyundai ile aynı ama daha yorucu. Kia Rio'da Hyundai için olan şey geçersiz, onun dışında aynı.
Mercedes: C segmenti araçlarında 7G-DCT Tronic çift kavrama DCT şanzımana sahip.
Renault: Megane 3 benzinliler dışı Megane'lar 6 ileri kuru çift kavrama EDC kullandılar, Talisman ile birlikte 7 ileri ıslak çift kavrama EDC kullandılar.
Volkswagen grubu geneli: Ibiza, Leon, Toledo, Arona, Fabia, Octavia, Superb, Yeti, Karoq, Kodiaq, Polo, Golf, Passat, Jetta, CC, Arteon, Tiguan, T-Roc modelleri için 1.0, 1.2, 1.4, 1.5, 1.6 TSI-FSI modelleri için DQ-200 DSG kuru çift kavrama, Amarok, Touareg, Octavia, Superb, Karoq, Golf, Passat, CC, Arteon ve Tiguan için 2.0-2.5 TDI/TSI modellerinde ufak istisnalar dışı DQ-250 DSG ıslak çift kavrama şanzıman kullanıldı.
Volvo: Ufak karışık, 2018 yılına kadar 2.0'dan küçük T3 "olmayan" motorlarda 6 ileri Powershift kullandılar. Başlarına da bela oldu.
Tam otomatik şanzımanlar:
Audi: A7-A8-Q7-Q8 gibi üst uç modellerde Tiptronic 8 ileri tam otomatik şanzıman kullandılar.
BMW: 2018 yılına kadar 2 serisi Active ToureGrand Tourer ve X1 serisi araçlar için Aisin yapımı 6 ielri tam otomatik, diğer çoğu modelde tam otomatik ZF8 kullandılar.
Chevrolet: 2.0 altı motorlarda Aisin yapımı AT6 tam otomatik şanzıman kullanırken 2.0 ve üstü motorlarda General Motors yapımı tam otomatik şanzıman kullanır.
Citroen: 2015-2018 arası tam otomatik EAT6 şanzıman kullanırken 2018'den günümüze kadar EAT8 tam otomatik şanzıman kullandılar.
DS Automobiles: 2015-2018 arası tam otomatik EAT6 kullanırken 2018'den günümüze kadar EAT8 tam otomatik şanzıman kullanır.
Fiat: 2019'a kadar turbo benzinli modellerinde AT6 tam otomatik şanzıman kullanıyordu.
Ford: 2000-2004 arası eski tip tam otomatik 4 ileri şanzıman, 2008-2012 arası yine eski tip tam otomatik şanzıman kullandılar. 2018'den günümüze kadar ise 8 ileri tam otomatik Geartronic ile 6 ileri yarı otomatik Powershift ile beraber satar. Sıfır alırken seçim yapılıyor.
Honda: Dizelleri ülkemize geldiğinden beri 9 ileri ZF9 tam otomatik şanzıman kullanıyor.
Hyundai: Atmosferik benzinliler tam otomatik, eski dizellerin tamamı tam otomatik.
Mazda: 3 serisinde ülkemizde olan "daha yeni 2010 sonrası" araçlarında 6 ileri tam otomatik AT6 şanzıman kullanıyor. Mazda 6 dışı eski modellerinde 4 ileri eski tip tam otomatik şanzıman kullanır.
Mercedes: D segmenti ve üstü araçlarsa 7 veya 9 ileri tam otomatik 7G-Tronic / 9G-Tronic şanzıman kullanır.
Nissan: Laurel Altıma, Maxima QX, Micra, Pathfinder modellerinde (2010 öncesi için geçerli hepsi) 4 ileri eski tip tam otomatik şanzımana sahip.
Opel: 2009 sonrası hemen hemen tüm modellerde AT6 tam otomatik şanzıman kullandılar. En yeni kasa araçlarında ise Corsa EAT8 tam otomatik şanzıman kullanıyorken Peugeot Opel'i alsa da GM'nin model sahipliği yüzünden Astra ve Insignia için AT9 tam otomatik GM şanzımanı kullanıyor.
Peugeot: 2015-2018 arası EAT6 tam otomatik şanzıman, 2018'den günümüze kadar EAT8 tam otomatik şanzıman kullanıyor.
Renault: Megane 1-2 modellerinde eski tip 4 ileri tam otomatik şanzıman kullanıyorlar.
Suzuki: Cross ve Vitara en son kasada 6 ileri tam otomatik AT6 şanzıman kullanıyor iken Swift'in önceki kasasında yine 6 ileri tam otomatik AT6 şanzıman kullanılıyordu.
Kullandıkları tam otomatik Aisin tarafından üretildi. 4-5 ileri Tam otomatikler yıllar boyu kullanıldı(Swift-Grand Vitara-Jimny)
Volkswagen: Amarok ve Touareg'in 3.5 motorlarında tam otomatik şanzımanlar kullanıldı.
Volvo: Karışıklardan biri yine. T3 motorlar 6 ileri tam otomatik Geartronic şanzıman kullandı. 2017 yılından sonra hepsi 8 ileri tam otomatik Geartronic'e geçti. Fakat hâlen V40 T3 motor ile 6 ileri tam otomatik şanzıman kullanıyor.
[•alıntıdır•] Ek bilgi olarak önceki kasa volvoların (yani 2006 öncesi S80, 2010 öncesi S60 ve 2004 öncesi S40'lar ve bunların SW-SUV versiyonları) bütün motorları tam otomatik şanzıman kullanır. Bunların en sabıkalısı S80 T6(çift turbolu olan)'nın şanzımanı, kronik sıkıntılı bir şanzıman.
Ayrıca volvoda 1999-2003 arası 5 ileri olan şanzımanların eğer yağı düzenli değişmezse yüksek km'lerde problem çıkarma ihtimalleri normalden fazladır.
Kayışlı (CVT) şanzıman sistemleri:
Audi: A4-A5-A6(SUV serisini bilmiyorum) 2015 civarı yeni kasaya geçene kadar CVT kullandı.
Ford: 2005-2007 arası CVT kullandı.
Honda: 2008'e kadar Jazz için CVT kullanıldı, 2012'den günümüze kadar yine CVT kullanıldı. Civic için ise 2017 sonrası atmosferik motorlarda CVT kullanılıyor.
Nissan: Şu anda çoğu modelinde CVT kullanıyor.
Renault: Megane 3 modelinde benzinli motorlarla CVT kullandılar.
Toyota: Atmosferik benzinlilerde CVT kullanıyorlar.
Vitessiz şanzıman:
Lexus: e-CVT
Toyota: e-CVT
submitted by Dapplication to bilaleanlatirgibi [link] [comments]


2020.06.28 16:47 karanotlar Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 9

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 9
https://preview.redd.it/zcsn2eeixn751.jpg?width=738&format=pjpg&auto=webp&s=a2a5bb17450b251273e45f66fe956b9450db2dd6

Marksizm 5.1

Marksistler:
  1. Sanayide, ticarette, para ve kredi sisteminde kapitalist temerküz bir ön evredir, sosyalizmin başlangıcıdır.
  2. Kapitalist müteşebbislerin – ya da en azından kapitalist şirketlerin – sayısı sürekli düşmektedir; özel şirketlerin büyüklüğü genişlemektedir; orta sınıf küçülmektedir ve yok olmaya mahkûmdur; proleterlerin sayısı sınırsız artmaktadır.
  3. Bu proleterlerin miktarı her zaman çok fazladır, o kadar ki aralarında her zaman işsizlerin bulunması gerekir; bu yedek sanayi ordusu yaşamın koşullarını düşürmektedir; tüketilebilenden daha fazlası üretildiği için aşırı-üretim meydana gelir. Bu yüzden, dönemsel krizler kaçınılmazdır.
  4. Birkaç kişinin elindeki muazzam servet ile kitlelerin yoksulluk ve güvencesizliği arasındaki orantısızlık sonunda öyle büyüyecektir ki korkunç bir kriz ile sonuçlanacaktır ve kitlelerin hoşnutsuzluğu o denli yoğunlaşacaktır ki kapitalist mülkiyetin toplumsal mülkiyete dönüştürülebildiği ve dönüşmesinin zorunlu olduğu süreç yaşanırken bir felaket, bir devrim gelmek zorunda kalacaktır.
iddiasındadırlar.
Yeni orta sınıf meselesi sık sık ele alınmıştır. Bu sınıfın varlığı inkâr edilemez. Hiç kimse, hiçbir zaman, orta sınıfın sadece bağımsız zanaatkâr, tüccar, küçük çiftçi ve emekli anlamına geleceğini yazmış değildir.
Marksizm’in bu ana ilkeleri anarşist, burjuva ve son olarak revizyonist bilim adamları tarafından sık sık eleştirilmiştir. Biri ister bundan memnun, isterse üzgün olsun, ikisi de aynı şeydir, eleştirinin aşağıdaki sonuçlarının doğruluğunu dürüstçe kabul etmeliyiz.
Kapitalist müteşebbislerle ilgili olarak kişi, kapitalist toplumun varlığının özellikle sayılarına bağlı olduğu varsayımı üzerinden konuşmamalıdır. Bunun yerine kapitalizmde kaç kişinin çıkarı olduğunu, kaç kişinin kapitalizm idaresinde dış geçimleri açısından görece refah ve güvenceye nail olduğunu konuşmalıdır. Bu, kapitalizmden çıkarı olanların ve genellikle, istisnalar olsa da düşünceleri, mücadeleleri ve haleti ruhiyeleri kapitalizme bağlı olanların meselesidir. Bunlar, ister bağımsız müteşebbis, ister iyi pozisyona sahip bir aracı, ister yüksek kademe bir memur olsun, isterse işçi, hissedar, emekli ya da her ne olursa olsun fark etmez. Burada, vergi verilerine ve diğer yadsınamaz gözlemlere dayanarak, sadece bu kişilerin sayısının düşmediği, aksine hem mutlak hem de göreceli olarak arttığı söylenebilir.
Özellikle bu sahada kişi, küçük şahsi deneyimlerden ve kısmi gözlemlerden genel sonuçlar çıkarmaktan ve duygularla yönlenmekten kaçınmalıdır. Elbette herkes mağaza zincirlerinin ve bazı yerlerde tüketici kooperatiflerinin yoğun bir biçimde küçük ve orta ölçekli tüccarları yok ettiğini görebilir. Göz önüne alınması gerekenler sadece yıkılan ve işten zorla çıkarılan tüccarlar değildir; daha çok, bağımsız olma cesaretine ve araçlarına sahip olmayanlardır. Mesele sadece, bağımsız-olmayan bu kişilerin büyük bir bölümünün hangi başlık altında sınıflandırılacağı, yani proleter olup olmadıklarıdır. Bu konu, aşağıda, doğrudan, biz “proleterler” kavramını incelerken ele alınacaktır. Bu türden tüm şahsi deneyimlere ve amatör mizaçların bireysel algılamalarına rağmen kapitalizmden çıkarı olanların sayısının hiçbir şekilde düşmediği, aslına bakılırsa yükseldiği inkâr edilemez.
Kapitalist şirketlerin sayısına gelince, bu sayının kesin olarak düştüğünü varsayabiliriz. Ancak eklemek gerekir ki bu düşüş yavaş ve önemsizdir ve hızlı ilerleme için hiçbir meyil göstermez. O kadar ki kapitalizmin sonunun, eğer gerçekten de söz konusu düşüşe bağlı olması gerekiyor ise, yine de binlerce yıl öngörülebilir olmayacaktır.
Yeni orta sınıf meselesi sık sık ele alınmıştır. Bu sınıfın varlığı inkâr edilemez. Hiç kimse, hiçbir zaman, orta sınıfın sadece bağımsız zanaatkâr, tüccar, küçük çiftçi ve emekli anlamına geleceğini yazmış değildir.
“Kim orta sınıfa aittir? sorusunu, “Proleter kimdir” sorusuna bağlayabiliriz. Marksistler tüm güçleriyle, adeta son emniyet halatına tutunur gibi şunda ısrar eder: mülk sahibi sınıfının bir üyesi bağımsızdır, kendi araçlarına ve kendi müşterilerine sahiptir. Öte yandan bağımlı bir proleterya, kendi araçlarına sahip olmayan ve mallarının ve hizmetlerinin alıcılarından bağımsız olmayan her kişidir. Artık bu açıklama yeterli değildir ve oldukça anlamsız sonuçlara yol açar. Yıllar önce, Berlin’in en büyük salonlarından birinde yapılan halk toplantısında meselenin bu yönünü Clara Zetkin ile tartışmış ve kendisine salonun sahibinin, büyük ihtimalle, bu tür tesislerin çoğu sahibi gibi, birasını teslim eden bira fabrikasına tümüyle bağımlı olup olmadığını sormuştum. Bu fabrikanın, salon sahibinin mekânı üzerinde ipoteği vardır; salon sahibi gelecek yıllar boyunca yalnızca fabrikanın biralarına hizmet etmek zorundadır ve masalar, sandalyeler, bardaklar fabrikanın malıdır. Salon sahibinin geliri yıldan yıla 30.000, 40.000 veya 50.000 Mark olacaktır. Bu kapitalist çağda, geleneksel terimlerin yetersiz kaldığı fonksiyonlar ortaya çıkmıştır. Salon sahibi ne işçidir ne de aracıdır. Fakat bağımsız olmadığı gibi kendi emek aracının da sahibi değildir. Proleter midir? – Herkes buna inanmak istemeyecek fakat aslında bu soruya benim cevabım evet idi: O, proleterdir. Bu yaşam standardı ya da toplumsal konum meselesi olamaz; sadece emek ve güvenlik araçlarının mülkiyeti meselesi olabilir. Kendi emek araçlarından mahrum bırakılan bu adamın varlığı oldukça güvensizdir.
Güvencesizliğin kapitalist toplumun tüm üyeleri için geçerli olduğuna dikkat edilmelidir. Fakat bunun derecesini ayırt etmeliyiz. Kapitalizmde hassaten çıkarı olan belli bir tabakadan bahsediyoruz ve onlara kısaca kapitalist diyoruz lakin gerçekte hepimiz, hiçbir istisna olmaksızın, kapitalizm var olduğu müddetçe kapitalizmde paya sahibiz, onunla iç içe geçmişiz ve gerçekte kapitalist anlamda aktifiz. Buna proleterler de dâhildir.
O zaman, oldukça basit ve pek de bilimsel olmayan bir dille proleter yaşam standardına sahip herkesin proleter olduğunu söylemek için kendime müsaade ettim. Elbette, her zaman en azın sınırında yaşayan varlık yüzünden en büyük sefalet içinde ailesiyle yaşayabilen, işsizlik zamanlarını atlatabilen, diğer yandan bilmeyerek yetersiz beslenme ile yaşam süresini kısaltan veya en azından kendisinin ve zürriyetinin canlılığını zayıflatan ve kendisi olmaksızın sanata, güzelliğe, özgür neşeye katılımın mümkün olmadığı mütevazı artı değer gelirini hiçbir zaman elde edemeyen işçiye kadar her tür olası sınıflandırma bulunmaktadır. “Proleter” kelimesinin genel itibariyle anlaşıldığı şekil budur ve biz de onu bu şekilde kullanacağız. İşin doğrusu Marksistler bile kelimeyi bu şekilde kullanıyor ve başka türlü de yapamazlar zaten. Tek fark şu ki bu proleterlerin kapitalizmden hiçbir çıkarı yoktur ve koşulları değiştirmekle (yani, tüm toplumun bakış açısına göre kendi çıkarlarını kavradıkları vakit) ilgilenirler. Zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyleri yoktur ve kazanacakları bir dünya vardır ifadesi yalnızca bu proleterlere uyar.
İş gücünün üst tabakalarında bile artık tümüyle proleteryaya ait olmayan iş kolları bulunmaktadır. Kitap ticaretindeki bazı işçi kategorileri, bazı inşaat işçileri, görece yüksek maaşlarına ve uygun çalışma saatlerine rağmen, konumlarının güvencesizliği ve daimi işsizlik tehdidi sebebiyle gene de proleterler arasında sınıflandırılmalıdırlar. Fakat kendileri için, kapitalizm içerisinde yaşam güvenliği açısından paha biçilemez değere sahip kurumları – sendikaları – vasıtasıyla bu dönemleri oldukça iyi bir şekilde atlatma araçları temin eden proleterler bu sınıflandırmanın dışındadır. Lakin bunun sınırda bir örnek olduğu kabul edilmelidir ve kaza, yaralanma ya da yaşlılık durumlarında yoksulluktan yeteri kadar korunmama tehlikesi yüzünden bunlar, gene de proleter olarak sınıflandırılabilirler.
Öte yandan, bir başka tabakada, yakıcı bir fakirlik içerisinde yaşayan fakat yine de kendilerine proleter denmemesi gereken kişilerin olduğu da söylenmelidir. Bunlar arasında yoksul yazarlar, doktorlar, askeri memurlar, vb. bulunmaktadır. Ağır mahrumiyet koşulları altında bunlar ya da bunların aileleri, kendilerine genellikle açlıktan ya da çorba sırasında bir tabaktan ya da bayat ekmekten korumayan bir kültür biçimi temin etmiştir. Buna rağmen bunlar kendi dışsal yaşam alışkanlıkları ve içsel servetleri bakımından proleterlerden farklıdırlar ve ister yalnız, sıradan isterse vahşi bir yaşam sürdürüyor olsunlar kendilerince bir sınıf oluştururlar. Laf arasında sayılarının büyük proletaryadan daha hızlı arttığı görünmektedir. Bunların bir kaçı, eğer iç kontrollerini kaybetmişlerse, zaman zaman proletaryanın en alt tabakasına batarlar, dilenci, berduş, pezevenk, dolandırıcı ya da müzmin suçlu haline gelirler.
Bununla birlikte, herhangi bir biçimde bağımlı olanların meydana getirdiği geniş kademeler arasında hiçbir şekilde proleter olmayan pek çok [sınıf] bulunmaktadır. Örneğin, hiç şüphe yok ki mağazalardaki işçiler arasında ne fiziken ne de zihnen proletaryadan farklı olmayan pek çok işçi vardır. Aynısı pek çok tasarımcı, teknisyen vb. için de geçerlidir. Alt kademe memurlar da kendilerince bir kategori oluştururlar; psikolojik bakış açısına göre kendilerine proleter yerine köle denmelidir. Parti memurlarının ve sendika memurlarının hangi kategoriye ait olduğunu açıklamayalım. Bunlar sayılarından ziyade nüfuzları bakımından ele alınmalıdırlar.
Şimdi, hiç şüphesiz, zengin gruba ait değillerse eğer, yeni bir orta sınıf oluşturan geniş, aslında giderek artan sayıda insana sahibiz. Mesela, mağaza işçileri, dal ve bölüm yöneticileri, müdürler, mühendisler ve yüksek mühendisler, temsilciler, satıcılar, vs. Bunların kapitalizmdeki rolü öyledir ki ne bunların proleterleşmesi ne de devrim yapması kendi maddi konumlarından ve mütekabil davranışlarından kaynaklanmayacaktır. Fakat yalnızca bu türden “proleterler” Marksizm için düşünülebilirler. Müstesna insanların ya da müstesna zihniyete sahip müstesna insan kitlelerinin var olduğu gerçeği, bu nedenle konunun bundan böyle doğrudan ve mekanik davranış ilişkisi ve dışsal konuma göre bir irade meselesi olmaması tam da Marksizm’in göz ardı ettiği ve bizim de yeniden-vurgulamamız gereken husustur.
Kapitalizm her yerde canlılığını muhafaza etmektedir ve tüketicileri sömürme ve piyasayı tekelleştirme amaçları için sosyalizme yol açan biçimlerin yerine, tam aksine gerçekten sosyalist kooperatif biçimini, karşılıklı işbirliğini kullanmaktadır.
Peki ya güvencesizlik? Güvencesizliğin kapitalist toplumun tüm üyeleri için geçerli olduğuna dikkat edilmelidir. Fakat bunun derecesini ayırt etmeliyiz. Kapitalizmde hassaten çıkarı olan belli bir tabakadan bahsediyoruz ve onlara kısaca kapitalist diyoruz lakin gerçekte hepimiz, hiçbir istisna olmaksızın, kapitalizm var olduğu müddetçe kapitalizmde paya sahibiz, onunla iç içe geçmişiz ve gerçekte kapitalist anlamda aktifiz. Buna proleterler de dâhildir. O halde bizler, güvence ile ilgili olarak bile gevşek ayrımlar yapmalıyız ve sadece esnek sınırlar çizmeliyiz zira soyut yapılarla değil tarihsel olarak verili gerçekliklerle uğraşıyoruz. Kendi emek araçlarını ve müşterilerini bir tarafa atmasalar da mülk sahibi tabaka arasındaki orta sınıfta sınıflandırmamız gereken pek çok kişi için güvencesizlik normal olarak sadece teorik bir olasılıktır ve uygulamada istisnadır. Ancak Marksistler gerçekte ince eleyip sık dokumadıkları ve kavramlar oluşturmadıkları ve fakat görünürde bilimsel bir dille kaderi ve belli tabakaların davranışını öngörme girişiminde bulundukları için – tüm açıklamalara rağmen kendi arzularını ve kendilerini kandırmayı ve yanlış teorileri sonuna kadar savunmayı tercih etmeksizin – oldukça kayda değer, yavaşça büyüyen sayıda bağımlı ve gene de kendi emek araçları olmadan, her şey göz önüne alındığında, proletere dönüşme tehlikesini bünyesinde hiçbir zaman barındırmayan kişilerin var olduğunu inkâr etmemelidir.
Bu bakımdan Marksizm’in kehanetlerinin kötü durumda olduğu şimdiden görünmektedir. Ve yine de kabullenilmelidir ki bu kehanetler, bir zamanlar yapılmış kehanetvari herhangi bir açıklama kadar doğruydu. Karl Marx, nadir coşku anlarında sahici kehanet ve şiirsel dil kullansa da ve genellikle bilimsel dil ve nadir olmayan biçimde bilimsel aldatma yöntemini benimsese de, kapitalizmin ilk yıllarındaki gözlemi temelinde, ilk kez görüşlerini oluşturup açıkladığı günlerde gerçek bir kâhindi. Fakat bunun anlamı şudur: o bir uyarıcıydı. Bir başka açıdan da kâhin idi, sadece bir uyarıcı olarak değil: nüfuz adamı olarak da bizzat kendisi gördüklerinin oldukları gibi kalmasını engellemede büyük bir rol oynadı, uyarıları etkisini gösterdi ve değişiklikler yapıldı. Kendisi bilmeden sözleri söylendi: Siz kapitalistler, eğer aranızdaki bu çılgın sömürü, bu hızlı proleterleşme ve vahşi rekabet sürerse, birbirinizi yiyip yutmaya devam ederseniz, birbirinizi proletaryaya iterseniz, teşebbüsleri pekiştirirseniz, şirketlerin sayısını azaltırsanız, bunların her birinin çapını arttırırsanız, o zaman her şey hızlı bir sona varmak zorunda kalır.
Fakat işler bu şekilde gitmedi. Kapitalizm bir yandan o kadar geniş çaplı dallanmış ihtiyaç çokluğu yaratmış, çok pahalı, orta fiyatlı, ucuz ve beş para etmez lüksü tatmin etmiş, öte yandan büyük endüstriler, endüstrileri desteklemek için öyle bir ihtiyaç doğurmuştur ki sonunda her teknoloji biçimi ehemmiyetli hale gelmiş, tümüyle yeni işler, mesela, ev ve köy endüstrileri, küçük ve orta ölçekli fabrikalar oluşmuş ve hatta kapı kapı gezen satıcılar ve satış temsilcilerinin sayısı bile azalmamışken özelleşmiş dükkânlar, küçük ve orta ölçekli olsalar da pek çok sahadan kovulmuşlar, buna mukabil başka yerlerde yeni imkânlar bulmuşlardır.
Rekabet mücadelesi katiyen soyut bir şemayı ya da şairane coşmuş umutsuzluğu her daim takip etmiş değildir. Halen tröstlerin ve kartellerin bütünleşmesine doğru olan büyük bir hareketinin göbeğindeyiz. Bu durum tartışmasız pek çok küçük firmayı müşterilerinden ve varlıklarından ettiği gibi pek çok orta-ölçekli, büyük ve çok büyük şirketlerin de tüketiciler için yaşanan acımasız yarışta kendilerini mahvetmek yerine, tüketicilere karşı ittifak içerisinde karşılıklı çıkarlarını tanımasını ve korumasını mümkün kılmıştır. Küçük tacirlerin de bunlardan öğrendiğini ve hayatta kalmak için kendi birliklerini ve kooperatiflerini oluşturduğunu görüyoruz. Bağımsız marangoz birliklerinin kendi büyük teşhir salonları bulunmaktadır ve bunlar büyük firmalarla rekabet etmektedir. Küçük tüccarlar, satın alım gruplarında bir araya gelmektedir veyahut fiyat sabitlemede anlaşmaya varmaktadır. Kapitalizm her yerde canlılığını muhafaza etmektedir ve tüketicileri sömürme ve piyasayı tekelleştirme amaçları için sosyalizme yol açan biçimlerin yerine, tam aksine gerçekten sosyalist kooperatif biçimini, karşılıklı işbirliğini kullanmaktadır.
Marksistlerin en kötü yanlışından biri, bunlar kendilerine ister Sosyal Demokrat ister anarşist desinler, bir devrimin devrimciler aracılığıyla elde edilebileceğini düşünmeleridir. Oysaki tam tersi doğrudur: devrimciler ancak devrim kanalıyla vücut bulurlar. Devrim halinde doğru sayıya sahip olduklarından emin olmak için birkaç on yıl boyunca devrimci yaratmayı, çoğaltmayı ve toplamayı istemek çocukça bir bilgiçlik ve işe yaramaz tipik bir Alman düşüncesidir.
Devlet, yasama yoluyla kapitalizmin çeşitli ülkelerde sağlıklı ve güçlü kaldığını da gördü. Bir ülke içerisindeki karteller fiyat kırmanın yaşanmadığından ve adil olmayan rekabetin sınırlandığından emin olurken gümrük tarife politikası da bir ülkenin kapitalizminin diğerininkini yok etmesini önler. Milli gümrük tarife-yasası ve uluslararası anlaşmalar temayülü dünya pazarında artan bir şekilde eşit imkânlar sağlamaktır. Bu ticaret imkânı eşitliği görünüşe bakılırsa sadece serbest ticaret sisteminde temin edilmektedir zira halklar, ücret koşulları, medeniyetler, teknolojiler, doğal koşullar, fiyatlar ve mevcut kaynakların miktarı muhtelif ülkelerde aynı değildir. Gümrük tarife politikasının suni düzenlemelerle gerçek eşitsizlikleri dengeleme eğilimi vardır. Ancak bu sadece başlarda böyledir. Şu an için bu alanda faaliyet halen barbarcadır. Her devlet hala anlık gücünden faydalanmaya çalışır fakat bu eğilimin istikameti her halükarda nettir.
Ayrıca devlet üç aşağı beş yukarı tüm alanlarda kapitalizmin en kötü aşırılıklarının bertaraf edildiğini de görmüştür. Buna sosyal politika denmektedir. Çocukların ve gençlerin sömürüsü gibi kapitalizmin en kötü aşırılıklarına karşı işçileri koruyan yasalar tartışmasız bir şekilde belli bir koruma yaratmıştır. Başka yollarla devlet müdahalesi, düzenlemeler ve hükümler proleterlerin kapitalizmdeki konumunu iyileştirmiş ve böylece kapitalizmin kendi konumunu da iyileştirmiştir. Sosyal güvenlik yasaları, özellikle hastalık durumlarında aynı etkiyi yaratmıştır.
Fakat kapitalizm açısından bu yasaların ahlaki sonuçları asli etkilerine kıyasla çok daha önemliydi. Söz konusu yasalar hem proleter kitleler hem de politikacılar açısından gelecek hükümetler ile mevcut hükümetler arasındaki farkı bulanıklaştırmıştır. Devlet kendisi ve polisi için yeni bir iktidar alanı edinmiştir: fabrikaların denetlenmesi, işçi ve müteşebbis arasında aracılık, hasta, yaşlı, emekli proleterlerin bakımı, sadece iş tehlikelerine karşı değil bağımlı ve güvencesiz konuma karşı da koruma. Devletin ataerkil tavrı, vatandaşlar açısından devlete ve yasalarına duyulan çocuksu güveni güçlendirmiş ve artırmıştır. Kitlelerdeki ve siyasi partilerdeki devrimci ruh esasen zayıflamıştır.
Hem müteşebbislerin kendisinin hem de devletin üstlendiği [pozisyon], proleterler tarafından sadece hükümet yasalarında siyasi işbirliği yaparak değil kendi dayanışmaları içerisinde yarattıkları kurumlar aracılığıyla da devam ettirilmiştir. Marx ve Engels’in işçi sendikaları ile hiçbir ilgilerinin olmamasını istemeleri sebepsiz yere değildi. Bu profesyonel örgütleri faydasız, küçük burjuva çağının zararlı artıkları olarak değerlendirdiler. Ayrıca üreticiler olarak işçilerin sergilediği dayanışmanın bir gün kapitalizmin istikrara kavuşturulmasında ve muhafaza edilmesinde oynayabileceği rolü de muhtemelen hissetmişlerdi. İşçileri kader tarafından seçilmiş kurtarıcılar ve sosyalizmin icracıları olarak hareket etmekten alıkoyamazlardı fakat sanki kapitalizm altında yaşamaya zorlandıkları ve öyle ya da böyle bu hayatlarına ellerinden geldiğince şekil vermeleri gerektiği tek bir hayatları olduğunu düşünmelerini sağlayabilirlerdi. Bu bakımdan işçiler de, kendi sendika fonları üzerinden işsizlik, ikamet değişikliği, hastalık, bazen yaşlılık ve ani ölüm durumunda ortaya çıkan zorluklara karşı kendilerini korurlar. Müteşebbislerin, belediyelerin ya da özel istihdam kurumlarının şartlarına karşı kendi çıkarlarını muhafaza edebildikleri her yerde çıkarlarına uygun hızlı iş temin ederler. Müteşebbislerle işçiler arasında her iki tarafı da bağlayıcı uzun süreli ücret sözleşmeleri üzerinden güvenli ilişki oluşturmaya başlamışlardır. İşçiler günün gerçekliğine ve şartlarına göre hareket etmek için rahattılar ve hiçbir teori veya parti programı bunları yapmaktan işçileri alıkoyamadı. Aksine parti programları ve teoriler kapitalist çalışma koşullarının gerçekliği ile yaratılan bilgi araçlarını takip etmek zorunda kaldı. Çeşitli kamplardan her türde kuramcı ve idealist, maksatlı tedbirlerle işçileri, halihazırdaki acınası yalnız yaşamlarını temin etmelerini engellemek ister. Bu elbette başarılı olamaz. İşçiler, kitleler halinde, onur verici ve sevgi dolu sözcüklerle devrimci sınıf olarak adlandırılmaktan hoşlanır fakat bu onları devrimci yapmaz. Devrimciler kitleler halinde sadece devrim olduğunda var olurlar. Marksistlerin en kötü yanlışından biri, bunlar kendilerine ister Sosyal Demokrat ister anarşist desinler, bir devrimin devrimciler aracılığıyla elde edilebileceğini düşünmeleridir. Oysaki tam tersi doğrudur: devrimciler ancak devrim kanalıyla vücut bulurlar. Devrim halinde doğru sayıya sahip olduklarından emin olmak için birkaç on yıl boyunca devrimci yaratmayı, çoğaltmayı ve toplamayı istemek çocukça bir bilgiçlik ve işe yaramaz tipik bir Alman düşüncesidir. Devrimcilerin olmamasından korkmanın hiç gereği yoktur: devrimciler gerçekte bir tür kendiliğinden oluşan nesil ile – yani devrim geldiğinde ortaya çıkarlar. Fakat devrimin, yeni bir oluşturucu gücün gelmesi için yeni koşullar yaratılmalıdır. Bu koşulların en iyisi, kendilerine pekâlâ iyimser de denebilen (öyle olmak zorunda olmasalar bile) tarafsız insanlar, devrimin gelmek zorunda olduğunun kesin olduğunu düşünmeyen ve fakat yeni davalarının gerekliliğine ve adaletine derinden ikna olmuş, engelleri ve tehlikeleri aşılmaz ve kaçınılmaz görmeyenler tarafından yaratılabilir. Bu tür insanlar, en iyi ihtimalle araç olan devrimi istemezler; daha ziyade amaçları olan belli bir gerçeklik ararlar. Tarihsel anıların kötü etkileri olabilir: mesela insanlar gerçekleştirecekleri başka pek çok göreve sahipken, kendilerine Romalı ya da Jakoben süsü verebilirler. Hatta daha kötüsü Hegelcileştirilmiş Marksizm’in getirmiş olduğu tarihsel bilim türüdür. Gelmekte olan devrimi hiç düşünmemiş olsaydık kim bilir ne kadar zaman önce devrimi arkamızda bulurduk. Marksizm bize hiçbir şeyi anımsatmayan bir çeşit adım getirdi. Kişinin her zaman iki adım öne ve bir adım geriye atladığı ve bu eyleminin sonunda en azından bir miktar ileri doğru hareketle sonuçlandığı Echternach sıçrama işlemini bile sağlamamıştır. Marksizm devrimin amacına doğru kasti görünür hareketlerde bulunur fakat bu yüzden sadece ondan çok daha uzağa gider. Devrimi sonucuna göre tasavvur etmenin her zaman için ondan korkmaya eşdeğer olduğu sonunda anlaşılmıştır. Birine harekete geçerken ne olabileceğini düşünmesi değil ne yapması gerektiği tavsiye edilmesi uygundur. Günün talebi, tam da kalplerinin, arzularının, adaletlerinin ve muhayyilelerinin çalışmalarını çok temel ve çok radikal bir biçimde inşa etmek isteyenler tarafından karşılanmalıdır.
Elbette bu kişiler, yukarıda açıklandığı üzere bu son on yıllarda gözlemlediğimiz müteşebbisler, devlet ve işçilerin yaptığı gibi kapitalizmi yamamaktan farklı bir şeyler inşa etmelidirler.
İşçilerin örgütlerindeki, sendikalardaki mücadeleleri, yaşam içindeki durumlarını ve çalışma koşullarını iyileştirmek de bu bağlamın bir parçasıdır. İşçilerin kendi sendika fon sistemleri üzerinden, Marksistlerin önlenemez kaderleri dedikleri, üreticiler olarak müdahale ve düzenlemelerindeki kapasitelerinin nasıl olduğunu gördük. Fakat sendikaların bir diğer önemli görevi de halen müzakereler ve grevler yoluyla çalışma saatlerinin kısaltılması ve daha yüksek ücretler için mücadeledir.
Ücretleri yükseltme mücadelesi, ferdi üreticilerin tüketicilerin toplamına karşı – bu tüketiciler ne kadar çok ve birleşmiş olsalar dahi – her daim gerçek bir mücadeledir. Söz konusu üretici mücadelesine bir ara herkes ya da başkaları girdiği için bu, işçilerin kendilerine karşı verdiği bir mücadeledir. İşçiler ve işçilerin örgütleri, tümüyle amatör bir biçimde, aldıkları ücreti mutlak bir miktar olarak düşünme eğilimindedir. 5 Mark’ın 3 Mark’tan büyük olduğu şüphe götürmez. Elbette dün sadece 3 Mark alıp bugünden sonra ücret olarak gün başına 5 Mark alacak olan işçinin sevincini çok göremeyiz ya da anlamamazlık edemeyiz. Burada mesele sadece o işçinin üç, beş veya on yıl içinde sevinmek için hala bir nedeni olup olmayacağıdır. Zira para sadece fiyatların ve ücretlerin birbiri ile ilişkisinin ifadesidir. Bu tümüyle paranın satın alım gücüne bağlıdır.
Kapitalizm içinden mücadelelerde sadece kapitalist olarak savaşanlar gerçek zaferler kazanabilirler, diğer bir deyişle kalıcı avantajlar elde ederler.
Elbette, ücret artışları, tıpkı vergiler ve gümrük tarifelerinin artışları gibi malların fiyatlarının artmasına sebep olur. Doğal olarak piyano-işçisi müteakip şekilde tartışma eğilimindedir: Piyanolar daha pahalı olmuşsa bundan bana ne! Ben daha yüksek ücret alıyorum ve piyano da satın almıyorum; ekmek, et, giysi ve konut vs. alıyorum. Dokumacılar bile örneğin şöyle diyebilir: Almam gereken malzeme daha pahalı olmasına rağmen, ihtiyaçlarımın sadece çok küçük bir kısmının pahalı olmasına neden oldum fakat kendi toplam ihtiyacımı karşılayacak olan bütün maaşımı arttırdım.
Şahsi bencilliğin bu ve benzeri itirazlarına cevap P.J. Proudhon’a borçlu olduğumuz temel, kapsayıcı biçim ile anında verilebilir: “Ekonomik meselelerde sıradan özel kişi için doğru olarak düşünülen [şey], kişi onu tüm topluma uygulamak istediği anda yanlışa dönüşür.”
Ücret mücadelelerinde işçiler, tıpkı kapitalist toplumun katılımcılarının hareket etmesi gerektiği gibi, dirsekleri ile savaşan benciller gibi hareket ederler ve tek başlarına hiçbir şey elde edemeyeceklerinden örgütlü, birleşmiş benciller olarak savaşırlar. Örgütlü ve birleşmiş işçiler ekonominin bir kolunun yoldaşıdır. Tüm bu dernek-şubeleri, birlikte, kapitalist mal pazarının üreticileri rolünü oynayan işçilerin toplamını oluşturur. Bu rolde işçiler, kapitalist müteşebbislere karşı olduğunu düşündükleri, gerçekte tüketiciler olarak kendi kapasitelerine karşı olan bir mücadeleyi sürdürürler.
Sözüm ona kapitalist, sabit, elle tutulur bir figür değildir. Kabahatin elbette çoğunun atfedilebileceği kapitalist bir aracıdır, fakat işçinin üretici olarak militanca ona yöneltmek istediği yumruklar hedefi ıskalar. İşçi vurdukça vurur, fakat sanki mücerret bir seraba karşı vuruyor gibidir ve yumrukları kendi geri düşer.
Kapitalizm içinden mücadelelerde sadece kapitalist olarak savaşanlar gerçek zaferler kazanabilirler, diğer bir deyişle kalıcı avantajlar elde ederler. Bir mühendis, müdür ya da satış elemanı şahsi özellikleri ya da bilgisi nedeniyle kendi işvereni için vazgeçilmez ise, bir gün şunu söyleyebilir: Şu ana kadar 20.000 Mark ücret aldım, bana 100.000 ver yoksa rekabetin safına geçeceğim! Bunda başarılı olursa, hayatının geri kalanı için belki de son zaferi elde etmiş olacaktır. Bir kapitalist gibi hareket etmiştir. Bencillikle bencilce savaşmıştır. O halde bir bireysel işçi kendisini zaman zaman vazgeçilmez kılabilir, hayat içindeki konumunu iyileştirebilir ya da tümüyle servet alanına geçiş yapar. Fakat işçiler kendi sendikalarında mücadele ettikçe kendilerini sayıya indirger; her biri şahsen önemsizleşir. Bu nedenle işçiler çarkın dişlisi olarak rollerini kabul ederler. Sadece bir bütünün parçaları olarak hareket ederler ve bütün onlara karşı tepki verir.
Böylelikle üreticiler olarak işçilerin mücadeleleri tüm malların üretiminin daha pahalı hale gelmesine sebep olur. Bu enflasyon, kısmen lüks malları etkilese bile, çoğunlukla zaruri kitle ihtiyaç mallarının fiyatlarında artış ile sonuçlanır. Doğrusu bu fiyat artış orantılı değil orantısız olur. Ücretler yükseldiğinde fiyatlar orantısız artar; ücretler düştüğünde ise fiyatlar orantısız bir şekilde yavaş ve az düşer.
Sonuçta bir süre sonra işçinin bir üretici rolü ile mücadelesi gerçeklikte tüketici olarak işçilere zarar verir.
Bu, pek çoğu için hayatı daha da güçleştiren yaşamsal maliyette olağandışı enflasyondan dolayı tümüyle ya da çoğunlukla işçilerin kendilerinin suçlanabileceği anlamına kesinlikle gelmez. Pek çok sebep vardır ve bencillik her zaman kabahatlidir, zira hiç genel ekonomi ve dolayısıyla kültür tanımaz. Bu faktörlerden biri, bu mücadelede en alt seviyede bile olsa kapitalizmin üyesi olmaya açıkça rıza göstermiş üreticilerin mücadelesidir. Kapitalistlerin kapitalistler olarak yaptığı her şey temeldir; işçilerin kapitalistler olarak yaptığı her şey proleterce temeldedir. Elbette ki bu ifade sadece onların rezil bir rolü kabul ettikleri anlamına gelir. Bu, onların rolleri dahilinde ve haricinde düzgün, cesur, yüce gönüllü, kahraman olabilecekleri gerçeğini değiştirmez. Hırsızlar bile kahraman olabilir, fakat ücret ve fiyat artışı mücadelelerinde işçiler bilmeden hırsızdırlar, kendi kendilerinin hırsızıdırlar.
Kimileri sendikaların grevlerle sadece ücret artışları için değil çalışma saatlerinin kısaltılması, diğer işçilerin şikâyetleri ile dayanışma sergileme, çalışma belgeleri, vs. için de mücadele ettiğini işaret edecektir.
Buna cevap şudur ki bu bağlam içerisinde tek ilgili etken ücret artışıdır ve bizim burada sendikalara karşı savaştığımızı düşünmek bariz bir yanlış anlaşılma olur! Ah hayır! Sendikaların kapitalizm içerisinde tümüyle gerekli bir örgüt olduğu burada kabul edilmiştir. Burada gerçekte ne söylenmekte olduğunun nihayetinde anlaşılmasına müsaade edin. İşçilerin devrimci bir sınıf olmadığı, fakat kapitalizm altında yaşaması ve ölmesi gereken bir grup yoksul gariban olduğu burada kabul edilmiştir. Belediyelerin, devletin “sosyal politikasının”, işçi partisinin proleter politikalarının, işçi sendikalarının proleter mücadelesinin ve sendika fonunun, hepsinin işçiler için ihtiyaç olduğu burada teslim edilmiştir. Ayrıca yoksul işçilerin, bütünün çıkarlarına, hatta tüm emek gücünün çıkarlarına her zaman saygı gösteremediği de kabullenilmektedir. Çeşitli ekonomik sektörler kendi bencil mücadelelerini vermelidir, zira her sektör diğer sektörlere nispetle azınlıktır ve artan geçim gideri enflasyonunu göz önünde tutarak kendisini savunmalıdır.
Fakat burada tanınan, teslim edilen ve kabul edilen her şey, işçilerin üretici rollerini kapitalizmin yoksul, en alt seviyesi olarak değil de devrimin ve sosyalizmin kader tarafından seçilmiş taşıyıcıları şeklinde anlamak isteyen Marksizme bir darbedir.
Sendikalar her zaman devrimci çalkantının bir unsuru olmuşlardır ve içkin bir genel grev çağrısı yapma temayülüne sahiptir. Kooperatifler sosyalizme doğru mütevazı ve bilinçsiz olsa da bir ilk adımdır. Eğer bu iki hareket daha güçlü ve daha saldırgan olup bütünleyiciliğinin farkına varırsa, o zaman ekonomideki felç öyle bunaltıcı bir şekilde tehdit eder ki bir emniyet vanasının açılması gerekir ve her iki ekonomik alandaki koalisyon ya sınırlandırılır ya da tümüyle yasaklanır.
Burada söylüyorum: Hayır! Tüm bunlar, işçiler kapitalizmden nasıl çıkılacağını anlamadığı müddetçe kapitalizm altında gereklidir. Fakat tüm bunlar sadece kapitalizmin fasit döngüsü içinde daire çizmeye neden olur. Kapitalist üretim içerisinde ne olursa olsun sadece kapitalizmin daha derinlerine sürükler ama ondan çıkışı asla sağlamaz.
Aynı şeye bir başka açıdan bir kere daha bakalım. Kapitalist – Marx ve diğerlerinin kapsamlı şekilde ve pek çok değerli, ayrıntılı pek çok tanımla gösterdikleri gibi – işçilere karşı gasp suçu işlemektedir; kapitalist eylemleri ile sizin hiçbir emek aracınızın, hiçbir iş-yerinizin ve teşebbüs aracınızın olmadığını; işçilerin büyük sayılarda, genellikle ihtiyaçlarından daha fazla sayıda olduğunu o yüzden onların önerdiği ücrete çalışmaları gerektiğini söyler. Kapitalistler, açık bir anlaşmaya ihtiyaç duymaksızın, işçilere karşı basbayağı aynı davranışı sergilerler, fakat ulusal ve uluslararası ölçekte birbirlerine karşı sert bir rekabette kilitli kalırlar. Bundan iki dizi gerçek çıkar: düşük ücretler ve düşük fiyatlar. Fakat eğer işçiler bu gaspa karşı ihtiyaçtan ve doğru bir şekilde birleşir ve cevap verirse – Yüksek ücret ödemeyi reddederseniz hiçbirimiz çalışmayacağız – o zaman sonuç şu olur: yüksek ücretler ve yüksek fiyatlar. Bunun üstüne kapitalistler de önce karşılıklı destek ve işçilerin baskısına karşı güvenlik için, ikinci olarak ücret sabitleme için kartellerle birleşirse, o zaman ücretleri artırmak çok daha güç, fiyatları yükseltmek ise çok daha kolay olacaktır. Ardından ucuz yabancı rekabete karşı gümrük-koruma gelecektir. Bazen de yabancı ülkelerden veya en azından kırsal bölgelerden ucuz, talep sahibi olmayan işçilerle, ya da erkek işçilerin kadın işçilerle, vasıflı işçilerin vasıfsız işçilerle, el emeğinin makinelerle ikamesi gelecektir. Görülebileceği üzere kapitalizmin, işçiler fiyatları değil de sadece ücretleri etkileyebildikleri müddetçe, her zaman avantajı olacaktır.
Bu bakımdan eğer işçiler kapitalist mal pazarı için üretici olarak rollerini sürdürürse ve fakat buna karşın kendi durumlarını radikal bir biçimde iyileştirmek isterlerse, diğer bir deyişle kapitalin çıkarlarından kendileri için bir pay alırlarsa, bu durumda ücretleri ve aynı zamanda düşük fiyatları hedeflemekten başka bir seçenekleri kalmaz. İşçiler, sosyalist örgüt biçimini, bir kooperatifi, kendi tüketimlerinin hizmetine koyup böylelikle aracıların bir kısmını yaşamdaki ihtiyaçlarının bir kısmından – gıda, konut, giysi, ev eşyaları vs. – tasfiye edebildikleri takdirde, kendi kendine-yardım ile belli bir dereceye kadar, kapitalizm içerisinde bile bu yönde hareket edebilirler. Dolayısıyla sendikalarda örgütlenen, görece yüksek ücret alan işçiler, tüketici kooperatiflerinde (buna konut kooperatifleri de dâhil) görece düşük fiyatlarda ihtiyaçlarını karşıladıklarında başarılarının bir kısmının keyfini gerçekten de çıkarma şansına sahip olurlar.
Kapitalist kârın bir kısmını işçilerin ellerine aktarmanın bir başka radikal yolu, diğer bir deyişle, servetin müsaderesi, devlet ya da belediye yasası ile eşanlı asgari ücret ve azami fiyat belirlemektir. Bu, orta çağ komünlerinin aracılığıydı ve Fransız devriminde – gerçek başarı olmaksızın – fiilen denendiğinden daha çok önerilmişti. Hadi koşulların tümüyle farklı olduğu ve tabiri caizse gerçek kültürün ve toplumun olduğu Orta Çağlar’ın komünal politikalarına itibar etmeyelim. Bu tür bir servet müsaderesi belki sert geçiş zamanlarında geçici olarak tavsiye edilebilir bir devrimci sınıf politikasıdır fakat en fazla sosyalizme giden yolda sadece küçük bir adımdır, sosyalizmin kendisi değildir zira sosyalizm kesinlikle sert bir cerrahi müdahale değil, daimi sıhhattir.
Her iki izlenen yolda – sendika ücretleri ve kooperatif fiyatlarının bileşimi ile eş anlı yüksek ücret ve düşük fiyat sabitleme yasası – amatörce ve sadece geçişsel kapitalizm ve sosyalizm alaşımına sahiptir. Tüketimin örgütlenmesi sosyalizmin başlangıcıdır; üreticilerin mücadelesi kapitalizmin çürüme belirtisidir. Yüksek ücretler ve düşük fiyatlar eşanlı, ürkütücü bir uyuşmazlıktır ve kapitalist bir toplum, hükümetin yüksek ücret ve düşük fiyat uygulamasından daha fazla, güçlü bir sendika hareketi ve sağlam bir tüketici-işbirliği hareketinin eşanlı etkilerini atlatamaz.
Böylesi sabitlenmiş bir para değeri – ki her iki durumda da sahip olacağımız şeydir – korkunç bir patlama tesis edecektir ve devlet ve toplumun iflasının başlangıcı olacaktır.
Bu şiddetli bir devrimin işareti olabilir fakat elbette bir kez daha kapitalizm paçasını kurtaracaktır. Bugün bile sendika ve kooperatif hareketlere yan bakılmaktadır. Sendikalar her zaman devrimci çalkantının bir unsuru olmuşlardır ve içkin bir genel grev çağrısı yapma temayülüne sahiptir. Kooperatifler sosyalizme doğru mütevazı ve bilinçsiz olsa da bir ilk adımdır. Eğer bu iki hareket daha güçlü ve daha saldırgan olup bütünleyiciliğinin farkına varırsa, o zaman ekonomideki felç öyle bunaltıcı bir şekilde tehdit eder ki bir emniyet vanasının açılması gerekir ve her iki ekonomik alandaki koalisyon ya sınırlandırılır ya da tümüyle yasaklanır.
Hiçbir toplum ne yüksek ücretler ve düşük fiyatlarla ne de düşük ücretler ve yüksek fiyatlarla var olamaz. Görece barış zamanlarında, kapitalistler ve işçiler kendi kör şahsi bencillikleri içinde yüksek fiyatlar ve yüksek maaşlar ve ücretler peşinde koşmaktan kaçınmayacaktır ve böylelikle lükse tamahı ve tatminsizliği, yaşamdan memnuniyetsizliği, para elde etmede güçlükleri, iş durdurmaları, kronik krizleri ve ekonomik durgunluğu çoğaltacaktır. Devrim sırasında eğilim, 1848’de Proudhon’un müthiş bir şekilde ve fakat başarısızlıkla savunduğu gibi, düşük fiyatlar! düşük gelir! düşük ücretler! olacaktır ve inşallah bu sefer bu düşünce galip gelecektir. Özgürlük, mobilite, neşeli bir haleti ruhiye, daha hızlı para dolaşımı, daha kolay bir yaşam, mütevazi neşe ve saf masumiyet ile sonuçlanacaktır.
Çev: Nesrin Aytekin

https://itaatsiz.org/?p=5524
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.04.29 21:55 kopekkulubu ingiliz bulldog yavruları English Bulldog

ingiliz bulldog yavruları English Bulldog
ingiliz bulldog English Bulldog

https://preview.redd.it/blhd6rotatv41.jpg?width=920&format=pjpg&auto=webp&s=8988bd021cfc1fbae675eeb6314b87767280751a

ingiliz (English) bulldog yavruları fiyatları

Bu çirkin ama bir o kadar da sevimli ingiliz bulldog ırkını beslemek Ülkemizde rakam skalasından dolayı sanırım zenginlik gösterisi anlamında hissedilmektedir. Maalesef ki, ingiliz bulldog ırkının eşleşmesinden ve doğumundan dolayı hak ettiği rakamsal değerin üstünde seyreden satış fiyatlarından ötürü arz ve talebi düşüktür. Gönül ister ki Bulldog familyasında olan French bulldog ırkı gibi üretimi ve doğumu son derece rahat ve başarılı olsun ve aynı zamanda da rakamı fransız bulldog seviyesinde olsun ama, bu ırkın üreticileri bilir ki, doğum yaklaştıkça aynı zamanda sezaryen stresi de başlamaktadır. Bir çok tanıdığım ingiliz bulldog üreticisi arkadaşım doğum zamanı olan 60 ile 65 günlük süre bitiminde strese boğulmakta, yavruların doğumundan annenin sağlığına kadar olan süreçte son derece endişeli, duygular beslenmektedirler.
İngiliz Bulldog literatürde anılan ismi ile English Bulldog son derece ağır başlı ve asaletin temsili bir köpek ırkıdır. ingiliz bulldog yavruları bahçeli evler için ve apartman dairesi için son derece uyumlu bir köpek ırkıdır. İngiliz Bulldog yavrusu iri ve geniş kafasıyla sağlam ve güçlü ve son derece sadık bir köpektir.

English Bulldog Irk özellikleri

İngiliz Bulldog yavruları görünümü bazen tehdit edici olsa da tamamıyla güvenilir en kibar köpeklerden biridir. Yine de istenmeyen çok az misafir bir zamanlar boğalarla dövüştürülen bu köpeklerle karşı karşıya kalmaya cesaret edebilir. İngiliz Bulldog yavrusunun karakteri oldukça sevgi dolu, diğer hayvanlarla güvenilir ve çocuklara karşı kibar, düşmana karşı ise oldukça cesur ve sert olarak tanımlanır. İngiliz Bulldog Yavrusu elde edebileceği her ilgi ve sevgi kırıntısını değerlendiren insan köpekleridir. Irkın mutluluğu için insan ilgisi şarttır. Bazı Bulldog köpeklere karşı saldırgan davranabilir. Ev hayvanları ile arası iyidir, ancak yabancı köpekleri tolere etmeyebilir.
İngiliz Bulldog Fiyatları
İngiliz Bulldog Yavrularının eşleşmesi, üretimi ve özellikle de doğumu çok meşakkatli olmasından dolayı, Ülkemizde İngiliz Bulldog yavrusu üretimi yok denecek kadar azdır. Bundan dolayı da İngiliz Bulldog fiyatları şecere durumu ve desenlerine göre 3500 TL ile 7000 TL arasında değişiklik gösterebilmektedir.
English Bulldog özellikleri
Her yaştan çocuk ile geçebilmektedir. Son derece sadık ve iyi huyludur. Eğitime oldukça açık bir türdür. Nadiren havlayan bir ırktır. Kendine son derece güvenen kişiliği bazen bağımsız olmasına neden olabilir. Yüksek sesle horlamaya eğilimlidir. Ruh haline göre inatçı olabilir. İyi bakılmadığı sürece kısa yaşam ömrüne sahiptir. Şiddetli şişkinliklerden muzdarip olabilir.
İngiliz Bulldog yavru karakteri: İngiliz Bulldog türünün görünümü bazen insanı korkutsa da bu sürat ifadesinin altında güvenilir ve kibar bir köpek yatmaktadır. Karakteristik özellikler bakımından oldukça sevimli ve kibar olan bu ırk geçmişinde boğa dövüşlerinde kullanıldığı için bazı durumlarda farklı tepkiler verebiliyor. Düşmanlarına karşı her zaman sert ve cesur bir yapıdan asla taviz vermez. Ona göstereceğiniz sevgi ve ilgiden hiçbir zaman bıkmazlar. Bu ırkın zaten mutlu olması için olmazsa olmaz bir etki insan sevgisidir. Yetiştirme biçiminize göre diğer köpeklere karşı duruşu değişkenlik gösterebilir. Ev hayvanları ile arasını her zaman iyi tutarak, yabancı köpeklere karşı fazla alttan alır bir yapıda olduğu söylenemez. Salyalı burnuyla uyurken sürekli horlar. Bahçesiz bir evde yaşam sürdürdükleri gibi hareketsiz bir ırk oldukları için bahçeye fazla gereksinim duymazlar. Çok sıcak havalardan hoşlanmayarak her zaman ılık ve soğuk iklimlerden yana seçimini yapar.
English Bulldog Bakımı English Bulldog yavrularının ırkının kısa tüylü olması sebebiyle bakımı fazlasıyla kolaydır. Bakım yapmanız gerekirse sadece tüyleri için haftalık bir fırçalama seansı uygulamanız yeterli olacaktır. Kürkünde bulunan kırışık derilerin arasına yiyecekler kaçabileceği ve bu yiyeceklerin deride mantar oluşumunu tetikleyeceği için mutlaka nemli bir bez yardımıyla temizlenmesi gerekmektedir. Her köpekte olduğu gibi diş bakımı bu ırk içinde gereklidir. Düzenli bir fırçalama sonucunda ağzında oluşacak enfeksiyon risklerini engelleyebilirsiniz.Bakım ve Sağlığı Oldukça zahmetsiz olan İngiliz Bulldog sizi bakım konusunda hiçbir sıkıntıya sokmaz. Kısa tüylere sahip olduğundan tüy dökme konusunu dert etmezsiniz ve hafta bir sefer tüylerini taramak yeterli olacaktır. Dikkat edilmesi gereken en önemli husus, yüzünü nemli bir bez ile düzenli olarak temizlemektir. Adeta bir ev köpeğidir, evde oldukça sakin olurlar ve ılıman havayı tercih ederler. Size sıkıntı çıkartabilecekleri tek özellikleri, tatlı horlamaları ve salyalarıdır, ne demişler "gülü seven dikenine katlanır".
Irk Standartları
English Bulldog Tarihçesi: Günümüzde dövüş köpeği olarak kullanılmış ve daha önce benzer türler “bandogs” olarak adlandırılmış olmasına rağmen, Bulldog ilk olarak 1630’lu yıllarda sınıflandırılmıştır. Aslen boğa kızdırmada kullanılmışlardır. İngiliz Bulldog aynı zamanda boğalarla da dövüşmüşler fakat 1835 yılından sonra şu an bildiğimiz kısa suratlı, kısa boylu şekillerini almışlardır. Şov ringine 1860 yılında girmiş ve ilerleyen yıllarda büyük kişisel değişim göstermişlerdir. Oldukça çirkin ve kavgacı görünümleriyle çekilircesine, ailenize ve arkadaşlarınıza karşı sevgi dolu, sevecen ve şefkatlidir. İngiliz Bulldog en eski saf ırklar ındır. Büyük Britanya’nın ulusal köpeği olarak bilinirler ve İngilizlerin kararlılığı ve efsanevi John Bull ile özdeşleştirilebilir.
İngiliz bulldog genel görünüm: İngiliz Bulldog yumuşak kürklü, oldukça kalın derisi, boyu oldukça kısa, geniş, güçlü ve kompakt. Vücuduna göre kafası oldukça büyük olmasına rağmen, vücudun genel simetrisini bozmaz ya da hareketini engellemez. Yüzü nispeten kısa, geniş ve yukarı eğimlidir. Basık yüzlerinde dolayı solunum sıkıntısı yaşamaktadırlar. Vücudu kısa bacakları şişman ve kaslıdır. Kaslı vücut yapısından dolayı obezite eğilimi azdır. Ön ayaklarına göre arka ayakları daha yüksek ve güçlüdür. Dişileri erkeklere kıyasla daha kısa ve küçüktürler. Kafa yapısı: İngiliz Bulldog ırkına yandan bakıldığında başı yukarı bakar ve burnu kısadır. Baş ve alın düz. Yüzü sarkık, gevşek ve buruşuktur. Yüzü yanak kemiğinin önünden burna düz, nispeten kısa, cilt hafifçe buruşmuş olabilir. İki göz arasındaki mesafe az olmamalıdır.
Kafa bölgesi: Kafatası: Kafatasının çevresi oldukça geniştir. Önden bakıldığında alt çene köşesinden kafatası apeksine yüksek görünür; aynı zamanda geniş ve karedir. ingiliz bulldog yüz bölgesi: Hayali olarak yüzün ortasından aşağı doğru bir çizgi çekildiğinde, önden bakıldığında her iki tarafında eşit bir şekilde simetrik olması gerekir. Burun: Burun ve burun delikleri büyük, geniş ve siyahtır. Kesinlikle ciğer rengi kırmızı ya da kahverengi değildir. Burun delikleri yatay olarak aynı hizada olacak şekilde düzgün, büyük, geniş ve açıktır. Ağız: Ağız kısa, geniş, gözlerin kenarından ağzın kenarına kadar derin ve yukarı doğru açıktır. Eğer varsa, burun üstü kırışıklıklar bütün ya da kırıklı şekildedir. Bu kırışıklıklar hiçbir zaman burun ya da gözleri olumsuz olarak etkilememelidir. Kısık burun delikleri ve ağır burun üstü kırışıklıkları kabul edilemez ve ağır bir şekilde cezalandırılmalıdır. ÇeneleDişler: Çeneler geniş, güçlü ve kare şeklindedir. Alt çene, önden hafifçe yukarı doğru kıvrımlıdır. Geniş ve kare çenelerde köpek dişleri arasında altı küçük ön diş vardır. Köpek dişleri geniş aralıklıdır. Önden bakıldığında, ön alt çene direk olarak üst çenenin altında ve üst çeneye paraleldir.
Gözler: Önden bakıldığında, kafatasında aşağı doğru bir yerde ve kulaklardan yeteri kadar uzaklıkta bulunur. Gözler ve gözlerin yanındaki burun kemiği, aynı çizgi üzerinde ve kırışıklıkla (furrow) doğru açıdır. Gözler birbirinden ayrıktır, fakat dış yanak çizgileri içerisindedir. Yuvarlak, orta büyüklükte, ne batık ne de çıkıktır, siyaha yakın derecede koyudur. İleri baktığında gözün beyaz kısmı görünmez. Belirgin göz problemleri yoktur.
Kulaklar: Yüksekte bulunur, örneğin; (önden bakıldığında) her bir kulağın üst köşesi, kafatasının üst köşesinde, gözlerden olabildiğince uzak, birbirinden olabildiğince ayrı bir yerde kafatasında bulunur. Küçük ve incedir. “Gül Kulak” doğru bir yapıdır, örneğin; geri ve içe katlanır, ön ya da üst iç köşesi dışa ve geriye doğru eğimlidir, kulağın kıvrık yerinin içerisinden bir kısmı görünür.
İngiliz Bulldog Boyun: Orta derece uzunlukta, kalın, derin ve güçlüdür. Boyun, sırttan düzgün bir kavis alır. Hafif oynak, kalın, boğaz kısmından kırışık bir deriye sahiptir ve gerdanın her iki tarafından hafif sarma mevcuttur. English Bulldog vücut yapısı: Sırt Çizgisi: Omuzların hemen arkasından hafifçe aşağı doğru eğilir (En alçak bölüm). Omurga aniden kuyruğa doğru eğim alarak yükselerek hafif bir yay çizer (omuzların en yüksek noktasından daha yüksek) – Irkın en özel karakteristik özelliğidir. Göğüs: Geniş, öne çıkık ve derin. Vücut göğüs arkasından iyi kuvvetlenmiş, yuvarlak ve derindir. Göğüs ön ayaklar arasından aşağı doğrudur. Kaburgalar düz kenarlı değildir. Düzgün yuvarlak şekildedir.
kuyruk: Aşağıda durur. Önce düz olarak dışarı çıkık ve sonra aşağı doğru döner. Yuvarlak, yumuşak ve kuyruk saçaklardan yoksun ya da tüyleri kalındır. Orta uzunlukta – kısa – kökü kalın, uç noktaya doğru çabuk sivrilir. Aşağı doğrudur, yukarı doğru kalkan ucu yoktur. Kuyruk eksikliği, ters ya da son derece sıkı kuyrukları istenmemektedir.
Arka Ayaklar: Genel Görünüş, Ayaklar büyük ve kaslı, ön ayaklara göre orantılı olarak biraz daha uzundur. Butlardan dize doğru uzun ve kaslıdır. Diz: Dizler çok az bir şekilde vücuttan dışa doğru dönmüştür. Ayak Tarağı: Diz hafifçe aşağı doğru hafifçe eğiktir. Arka Ayaklar: Yuvarlak ve kompakttır. Ayak parmakları kompakt ve kısa, iyi ayrılmıştır, eklemleri çıkık ve yüksek yapar. Yürüyüş ve Hareket Parmak üzerinde kısa ve hızlı adımlar atar. Ayaklar çok yukarı kalkmaz. Yağsız bir görüntüsü vardır. Ayaklar beraber değil tek tek hareket eder. Sağlam bir şekilde hareket etmesi çok önemlidir.
İngiliz Bulldog kürkü, Tüy: Dokusu ince, kısa, sık ve yumuşaktır (kısa ve sık olduğundan dolayı serttir.) Renk: Tek renk veya parçalı şekilde olabilir. (örneğin; Tek renk olanlarda yüzde ya da ağızda siyah maske) Sadece tek renk olanlar; (türüne özgü ve parlak olmalı) yani, brindle , kırmızı (kına rengi) ve çeşitli tonları, açık kahverengi, kum rengi vb., beyaz ve alaca renkte olanlar (az önce belirtilen renklerden herhangi biri ve beyaz kombinasyonu). Siyah, siyah ile beraber taba rengi ve dudley renkleri (ne demek tam bilmiyorum internetten baktım ama bir renk bulamadım bulan olursa hemen güncelleyelim) standart dışıdır.
Genel Bilgiler
İngiliz Bulldog bir dönem boğalarla güreşmeleriyle bilinen köpeklerdir. Görünüm itibari ile son derece hiddetli ve tehditkâr bakışlara sahip olsalar da özlerinde çok güvenilir köpeklerdir. Ancak buna karşın yine de dikkatli olmada fayda vardır. Çoğu zaman yabancı misafirlere karşı hırlama içgüdüsü ile hareket edebildiklerinden misafirlerin korkmaları onlar için bir tehdit algısına neden olabilir ve saldırganlaşmaya başlayabilirler. İngiliz Bulldog, İri ve geniş bir kafa yapısına sahip olan köpeklerin kafası, gözlerinin yanına kadar ulaşan yanakları ile göre çok daha geniştir. İngiliz Bulldog köpek ırkının üst dudakları sarkık ve alt çeneleri ise dışa doğru çıkık bir pozisyondadır. Yuvarlak gözleri birbirinden ayrık ve koyu renkte olan bu köpeklerin kulakları, kafa yapılarına göre çok daha küçük, ince ve gül biçiminde geriye doğru kıvrıktır. Kısa kuyrukları aşağı doğru taşan İngiliz Bulldog ırkının kürkleri kızıl, kaplan deseni, sarı ve soluk kırmızı veya bazılarında kırmızı ile beyaz renklerinde görülebilmektedir. Türlerine göre yüzleri bazen koyu renkte olmakla birlikte kompakt ve adaleli vücudunun iki köşesinde konumlanmış, kısa bacakları son derece dikkat çekicidir. Ayaklarının bu özellikte olması köpeğe “paytak” bir yürüyüş sunmaktadır. Ortalama iyi bakılmaları durumunda 12 yıl kadar yaşayabilen Bulldog köpek ırkı, köken olarak İngiliz’dirler. Erkeklerde ağırlık 24-25 kg. civarında, dişilerde ise 22-23 kg. dolaylarındadır. Boyları dişilerde de erkeklerde aynıdır ve ortalama 31-40 cm. boylarındadırlar. Koruma köpeği olarak kullanılan köpekler, apartman yaşamına çok zor ayak uydursalar da beslenmeyecekleri anlamına gelmez.
Sahiplerine son derece sadık olan İngiliz Bulldoglar, diğer hayvanlara karşı sıcak ve samimi tavırları ile dikkat çeken köpeklerdir. Çocuklara karşı kibar ve güvenilir hareketleriyle dikkat çeken köpek cinsi, tehdit durumunda bu sevecenliğini yitirerek son derece hırçın bir köpek olmaya başlar. “Koruma köpeği” olarak kullanılmalarının en büyük nedenlerinden biri de budur. Ev köpekleri ile arası iyi olan ancak diğer bazı Bulldog köpeklere karşı saldırgan davranabilen İngiliz Bulldoglar, ilgi görmeyi seven ve isteyen köpeklerdir. Bu nedenle Bulldog sahiplenmeyi düşünen bir kişinin bu konuda kendine güvenmesi ve köpeğine yeteri kadar zaman ayırabileceğinden emin olmalıdır.
French Bulldoglara benzer yönleri ve mizaçlarıyla dikkat çeken İngiliz Bulldog, yavruluk ve yetişkinlik döneminde eğlenmeyi seven hareketli köpeklerdir. Ancak yaşları ilerledikçe hantallaşmaya başlarlar ve Fransız Bulldog gibi sakinleşmeye başlarlar. Horlamalarıyla nam yapmayı başaran bu köpekler, apartman hayatına uygun köpek türleridir. Ev içerisinde hareketli olmayan, bahçesi olmayan bir evde de gayet rahat yaşayabilen bu köpekler, ılık iklimlere karşı daha dayanıklı köpeklerdir. Ancak çok sıcak havalarda yaşatılmaları önerilmez, çünkü serinlemede bir hayli zorluk çekebilmektedirler.
https://www.facebook.com/ingiliz.bulldog.english.bulldog/
submitted by kopekkulubu to u/kopekkulubu [link] [comments]


2020.04.28 23:41 kopekkulubu Cane Corso

Cane Corso
Cane Corso Blue Yavru
https://www.kopekkulubu.com/cane-corso.htm
0532 343 80 41
Köpek Kulübünden Cane Corso Blue ve Siyah Yavru üretimi ve satışı.

Cane Corso Blue Siyah Yavruları

Cane Corso Mastiff sülalesinde çocuklar ile iletişimi olumlu olan bu ırk, meslek hayatımda her zaman büyük beğeni ile takip ve tavsiye ettiğim bir köpektir. Cane Corso ırkı nasıl bir şeydir biliyor musunuz? İtalyan menşeli bu devasa ırk tam bir aile köpeği olmasının yanında, koruma özelliğinden dolayı da son derece başarılı bir alan ve bodyguard köpeğidir. Cane Corso Blue
Satılık Cane Corso Yavruları

Cane Corso Blue

Cane Corso blue renginin revaçta olması ikinci sırada gelen siyah rengine göre fiyatının yüksek olmasının nedeni, blue cane corso yavrularının tüy rengi avantajının yanında sütten kesilmeyi müteakip açık havada mavi gözlü olmaları, blue cane corso ırkının fenomen hale gelmesine neden olmuştur.

Cane Corso Siyah

Cane Corso Siyah yavruları diğer tüm cane corso renklerinde olduğu gibi, herhangi bir karakteristik ya da rengi hariç herhangi bir anatomik farklılıkları yoktur. Siyah yavru, diğer cane corso ailesindeki diğer renkler ile aynı koruma, itaat ve sadakat özelliklerini bire bir yansıtmaktadır.

İtalyan Mastiff özellikleri

Cane Corso yavru köpeklerin atası olarak bilinen Mastiff sülalesinin bir üyesi olup İtalyan Mastiff olarak literatürde isimlendirilmiştir. Ülkemizde son 15 senedir tanınmaya ve gerek çocuklar ile olan diyalogundan gerek bulunduğu bölgeyi son derece başarılı bir şekilde koruyor olmasından dolayı, son derece sempati toplamıştır. Diğer koruma köpekleri kategorisinde bulunan köpek ırklarının çocuklara karşı dikkatli davranmaları cane corso ırkının popülaritesini artırmıştır. Çocuklara olan iletişimi her zaman vefalı, uslu ve uyumludur.
Mastiff diğer köpeklere ve yabancılara karşı saldırgan bir tavrı bulunmakla beraber genç yaşta eğitilmesi halinde bu tavrı itaatkar bir şekilde kontrol altında tutabilmektedir. Cane corso yavrusu sunun özellikle yavruluk döneminde sosyalleştirilmesi konusunda son derece dikkatli davranılmalı ve çocuklarla olan diyalogu da sınırlamalar getirilmemeli, çocuklara karşı her zaman sevgi ile yaklaşması sağlanmalıdır.
Cane Corso Bakımı : Tüy yapısından ötürü çok fazla taramaya ihtiyaç duymazlar. Yavruluk döneminde sosyalleşme yeterli olduğu sürece dışarıda yaşamalarında bir sorun olmaz. Diğer bir çok büyük ırk köpekler gibi Cane Corso ırkında da Kalça Diplezyasına (kalça çıkıklığı) yakalanma riski vardır. Cane Corso ırkının bakım şartları iyi olması durumun da yaşam süreleri 11 ile 15 sene arasındadır.
Karakter Yapısı : Sahibine karşı son derece sadık ve itaatkar bir yapısı bulunmaktadır. Cane Corso akıllı bir yapısının yanında koruma özelliği de son derece gelişmiş durumdadır. Doğru eğitim müfredatı ile eğitilmeleri son derece kolay ve geri dönüşümü başarılı bir öğrencidir. Bu özelliklerinin yanında çabuk sinirlenen, her zaman tetikte ve kendine güvenen bir yapısı vardır. Cane Corso iyi bir bekçi ve bodyguard köpeğidir.
Cane Corso Kıl Yapısı : Cane Corso ırkının tüy yapısı kısa, yoğun, dimdik tüyleri vardır. Renkleri ise siyah, gri, taba ya da çizgili olabilir. Ağızları siyah ya da gri olabilir. Göğsünde, ayaklarında siyah ve gri lekeler olabilir. Tüy dökümü hafif geçmektedir.
Yaşam Ortamı : Cane Corso ırkına gün içerisinde yeteri derecede egzersiz uygulanması durumunda ev ortamında yaşayabilir. Tabii bunun yanında bahçe ve açık alanda yaşaması durumunda daha mutlu olacaktır. Burada kısa bir dipnot eklemek isterim ki, Cane Corso Yavrusuna verilebilecek ve onu mutlu edecek en büyük hediye ilginiz ve sevginiz olacaktır.
Irk Kökeni : Cane Corso Italiano ( Italyan Mastiff ve Cane Corso Mastiff olarak da bilinir) İtalya' nın güneyinde ortaya çıkmış av ve savaş köpeğidir. Napolitan Mastiff ve güçlü bir savaş köpeği olan Roman 'Canis Pugnac' cinslerinin soyundan gelir. Cane Corso ise biraz daha çevik, hafiftir. Askerler tarafından avcılık ve destek güç amaçlı kullanılmışlardır. Aynı zamanda boğa oyununda da yer almışlardır. Bu oyunda bağlı bir boğanın köpekler tarafından saldırılması vardır.1980 yıllarında nesli tükenme noktasına gelmiş olan Cane Corso ırkı, Uluslararası çabalar sayesinde bu durumdan kurtarılmıştır.
Fiyatları
Cane Corso fiyatları, Rengine, cinsiyetine, şecere geçmişine göre değişiklik göstermekle birlikte, ortalama satış fiyatları 1000 TL ile 2500 TL arasında seyretmekle birlikte, İtalyan mastiff ırkının fiyatını ilk etapta belirleyici faktör rengi olup, cane corso blue yavruları diğer renklere göre talebi ve fiyatı yüksek olandır.Genel Bilgiler
55 kg ağırlığa ve 68 – 70 cm yüksekliğe ulaşabilen ve bir Mastiff türü olan bu ırkın belirgin şekilde gelişmiş kaslı gövdesi dikdörtgen şekillidir. Dişileri erkeklere oranla daha kısa ve daha hafif olmakla birlikte 40 – 45 k ağırlığa ve 65 cm yüksekliğe erişebilirler. Oldukça büyük ve ağır bir başı vardır. Başına üstten ve yandan bakıldığında kare şeklinde görünür. Oldukça geniş olan kulakları başın iki yanında yerleşmiş ve sarkıktır. Irkın kulak ve kuyruğu genellikle kesilme eğilimindedir. Ancak artık pek çok yabancı ülkede ve ülkemizde estetik amaçlı kulak veya kuyruk kesmek yasaklanmıştır.
Ağız ve burun çıkıntısı uzun, geniş ve çıkıntılıdır. Burun kemiği önden yassı ve profilden düz bir görünümdedir. Sarkık olan üst dudakları burnunu sıkıştırmış gibi görünmektedir. Kaşları belirgindir, alnı şişkindir ve alnının tam orta kısımda belirgin bir çukurluk göze çarpar. Oldukça parlak ve görkemli görünen tüyleri, siyah , açık kahverengi, gri, kurşunu gri, siyah çizgili, kızıl kahve ve ten rengi olabilir. Spesifik olarak burun üzerinde, ayaklarında ve göğsünde beyaz tüyleri bulunabilmektedir. Vücudunu kaplayan tüyler pürüzsüzdür. Bu parlak sert tüylerin altında kalın bir deri bulunan Cane Corso İtaliano ırkı köpeklerin, dudak içleri ve tırnakları siyah renklidir.
Eğitimi
Cane Corso eğitimi ile ilgili detaylı bilgileri Facebook cane corso sayfamdan takip edebilirsiniz.
Cane Corso eğitimi Öncelikle her zaman belirttiğim gibi, en iyi köpek eğitmeni, köpeğin kendi sahibidir. Bu konuyu bir çok defalar örnekleri ile blok yazımlarımda eğitim sayfalarımda bildirdim. Köpeğinizi sizden daha iyi kimse tanıyamaz. Cane Corso gibi devasa bir köpek ırkının eğitim müfredatı kesinlikle farklı bir konsepte sahip olmalıdır. Şöyle ki; öncelikle her köpeğin evrensel ırk karakteristik yapısının yanında, her canlıya münhasır bireysel karakteri bulunmakta olup, başarılı bir eğitim uygulayabilmek için evrensel karakter özellikleri ile yaşam alanındaki bireysel karakter özellikleri eğitim müfredatı ile yoğrularak tatbik edilmelidir.
Cane Corso eğitiminde temel ve ileri itaat eğitimlerinin verilmesi sürecinde kesinlikle yiyecek ödül proğramı kullanılmamalıdır, bunun nedeni yiyecek ödül proğramına dayalı eğitimlerde, köpek sosyal bir platforma yaşamını idame ettiriyor ise, elinde her yiyecek olan kimseye onu kendisine vermesi için, vereceği tüm komutları yerine getirme isteği oluşacaktır. Burada en başarılı ödül proğramı değişken aralık sözlü ödül proğramı uygulanması başarılı olacaktır.
Cane Corso ihtisas eğitimleri Mastiff sülalesinin gözdesi konumunda olan, İtalyan mastiff cane corso ırkının ihtisas eğitimleri olarak adlandırılan alan koruma ve bodyguard eğitimlerini tatbik ederken dikkat edilmesi gereken hususlar. Her ne kadar ırk karakteristik yapısında koruma özelliği bulunsa da, her cane corso alan koruma ve bodyguard eğitimlerine kesin cevap verecek diye bir kaide bulunmamaktadır. çevremizde gördüğümüz bazı cane corso köpeklerinin bulundukları bölgeye gelen yabancılara karşı sert bir tutum göstermediklerini görebiliriz bu durum her cane corso köpek ırkının aynı dış uyarılara karşı verdikleri tepkinin aynı olmayacağı yönündedir. Cane Corso ırkının ihtisas eğitimlerinin tatbikinde mutlaka bilgi alt yapısı güçlü, uzman bir köpek eğitmeninden bilgi ve yardım almak son derece olumlu olacağı kanaatindeyim.

https://preview.redd.it/aop9ag6zomv41.jpg?width=500&format=pjpg&auto=webp&s=a2db01ade3e42443018344571dc60307e455ee3b
https://preview.redd.it/uh0q1l6zomv41.jpg?width=500&format=pjpg&auto=webp&s=fd06f194633aa1e247363311d1892c4719168bf1
https://preview.redd.it/auhlcu6zomv41.jpg?width=500&format=pjpg&auto=webp&s=f79d0d17218ee523e1b2c052cb2da47970f10993
https://preview.redd.it/52un057zomv41.jpg?width=500&format=pjpg&auto=webp&s=de5555021c52edce38541c387500fa886e092871
https://preview.redd.it/ii2lof7zomv41.jpg?width=500&format=pjpg&auto=webp&s=2eb4fb4c72827145652f3828a61ac7106266f47a
https://preview.redd.it/ezi85v7zomv41.jpg?width=500&format=pjpg&auto=webp&s=79c7e06c249942b04c4880821407ac4c8d5b2cb1
https://preview.redd.it/ityjcw7zomv41.jpg?width=500&format=pjpg&auto=webp&s=531546dc6494c2e097a1634765a1131251de5db6
https://preview.redd.it/pgy7af8zomv41.jpg?width=500&format=pjpg&auto=webp&s=f58a651706e3d6f6405dbb5c7dfdff37d9767a97
https://preview.redd.it/9x0grm8zomv41.jpg?width=500&format=pjpg&auto=webp&s=564609bba59e042c3e7429a0fff9b9a7a514a45d
https://preview.redd.it/cyun6o8zomv41.jpg?width=500&format=pjpg&auto=webp&s=6a3527aba056c6e306f68cf2bdcf9aa97f413eb6
https://preview.redd.it/mlbexv8zomv41.jpg?width=500&format=pjpg&auto=webp&s=51d43844fdc41be7d1b2e26ad021c4416affebc8
https://preview.redd.it/0pfhr19zomv41.jpg?width=500&format=pjpg&auto=webp&s=9f60ef65082567dbec8ccd79b4ab0d6304d672fb
https://preview.redd.it/2gwtwa9zomv41.jpg?width=500&format=pjpg&auto=webp&s=f80e23fd51bc1b6123ac647c4a4533d06299469b
https://preview.redd.it/eayb3i9zomv41.jpg?width=500&format=pjpg&auto=webp&s=be3fbc2283d0315a4d5025f4bf2a594159a12db6
https://preview.redd.it/0m3chs9zomv41.jpg?width=500&format=pjpg&auto=webp&s=325540d9f7b48a756184cc1430844a57f620befe
https://preview.redd.it/tv1mzz9zomv41.jpg?width=500&format=pjpg&auto=webp&s=0d6fa344ea84e24b2e37012f4558b881105f2fe3
https://preview.redd.it/rj3saaazomv41.jpg?width=500&format=pjpg&auto=webp&s=c46beb45f194e4c5e9bebba77ef1642d0d96a91d
https://preview.redd.it/0efexiazomv41.jpg?width=500&format=pjpg&auto=webp&s=569da25bf7ac8b28f08164e7e3fbd9616c26c9a2
https://preview.redd.it/adr5vrazomv41.jpg?width=500&format=pjpg&auto=webp&s=2b598f3a57507bbc3458833351665b2706dab1fd
https://preview.redd.it/hxf1k46zomv41.jpg?width=500&format=pjpg&auto=webp&s=11916ea610e8d8c1ab1f94e7a7f1c1a9d271893c
submitted by kopekkulubu to u/kopekkulubu [link] [comments]


2020.03.28 02:10 karanotlar Koronavirüsünün Ardından Dünyayı Neler Bekliyor?

Uzmanlar 2021 sonuna kadar dünyada yetişkinlerin yüzde 40 ila 70’nin virüse yakalanacağını tahmin ediyor. Ve aynı yıl içinde bir aşı ve ilaç geliştirileceğini de. Yani koronavirüsüyle yaşam yeni normalimiz olacak.


Koronavirüs pandemisi gelişmiş ya da az gelişmiş pek çok ülkenin ne kadar hazırlıksız ve kırılgan olduğunu ortaya koydu. Ekonomik, siyasi, sosyal, teknolojik pek çok sistem sorgulamaya açıldı.

Aşağıda koronavirüsünün ardından bizi bekleyen dünya düzenine yönelik tahminler ve senaryolar var:

‘KÜRESEL EKONOMİK SİSTEM KÖKÜNDEN DEĞİŞECEK, KAPİTALİZM ÇÖKECEK’
Koronavirüsünün dünya ekonomisine devasa etkileri olduğu tahmin değil bir gerçek. Uzmanlar salgının 1929’da başlayan Büyük Buhran kadar yıkıcı, Berlin Duvarı’nın çöküşü kadar dönüştürücü bir etkisi olacağını düşünüyor. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Ajansı 2020 yılı için virüsün dünya ekonomisine maliyetinin 1 trilyon dolar olduğunu tahmin ediyor. Kimi uzmanlara göre salgın 2008 finans krizinin olumsuz etkilerini bile geride bırakabilir.

Ancak kapitalizmin bir anda çökeceği ve yerine daha adaletli bir sistem geleceği konusunda kuşkular var. Düşünce kuruluşu Chatham House Direktörü Robin Niblett pandeminin ekonomik küreselleşmeye darbe vuracağını, hükümetler, şirketler ve toplumların ekonomik izolasyona çekilebileceğini savunuyor.

  1. yüzyılın başında karşılıklı faydaların sağlanacağının savunulduğu, küreselleşme fikrinin giderek azalacağı ve uluslararası işbirliğindense bölgesel rekabete kayılabileceği görüşü öne çıkıyor.

Öte yandan yoğun üretime dayalı savaş ekonomisi sistemine geçilme olasılığı da var. Bu noktada işçilerin sendikal hakları, çalışma koşulları ve devletlerin olağanüstü dönemde getireceği yönetmelikler konusunda soru işaretleri var.

Ancak bazı ülkelerde düşük gelirli vatandaşlar için borçların ertelenmesi, ücretli izin ve ekonomik paketler hazırlanması daha eşitlikçi bir sistem için tabandan gelecek güçlü bir talebi de artırabilir.

‘DEVLETÇİLİK ÖNE ÇIKACAK, OTOKRAT EĞİLİMLER ARTACAK’
Salgının en dikkat çekici etkilerinden biri her devletin mücadele konusunda kendi imkanlarına mecbur kalması oldu. İtalya hastanelerde malzeme ve solunum cihazı eksikliği çekerken AB ülkelerinden çok az yardım alabildi. ABD’de maske ya da temizlik malzemeleri üreten özel şirketler yüksek fiyatlandırmayla kendi ülkesine değil başka ülkelere satış yapmayı tercih etti. Kısa vadede özel sektörün ortadan kalkacağı beklenmiyor ancak devletler ileride bu tür olağanüstü durumlar için sıkı düzenlemeler getirebilir ve bizzat üretim faaliyetlerine geçebilir.

Öte yandan acil önlemler çerçevesinde geçici sıkıyönetim koşullarında eli daha da rahatlayan baskıcı rejimler, virüs bahanesini kullanarak hem siyasi hem de ekonomik sert koşulları daimi hale getirebilirler. Temel özgürlükler uzunca bir süre askıya alınabilir.

‘BİLİM GERİ DÖNECEK’
Yaklaşık bir kuşaktır spiritüalizm ve dindarlık yükselişteydi. Yaşadığımız post-truth (Gerçek ötesi) dönemde tarafsız gerçeklerdense inançlar hayatımızı kaplıyordu.

İklim değişikliğinin uydurma olduğu, dünyanın aslında düz olduğu, evrim teorisinin bir yalan olduğu, aşıların çocuklara zarar verdiği gibi inançlar toplumun en üst düzeyinde dile getiriliyordu.

Koranavirüsü salgını bilime ve bilim insanlarına inancı yeniden tazeleyebilir. Hayatları kurtarmada kaderciliğin değil bilimsel yöntemlerin, erken tanı, hızlı önlem ve ileri sağlık teknolojisinin önemi anlaşılabilir ve adım atılabilir.


‘KÜRESEL SAĞLIK İŞBİRLİĞİNDE ULUS-ÜSTÜ KURULUŞLAR’
Virüsle mücadele yalnız kalan ülkeler aşı üretimi, virüsler üstüne araştırmalar, ilaç yapımı gibi konularda kendilerine yol gösterecek eşitlikçi bir uluslararası örgütün kurulması için harekete geçebilirler.

Virüs dünyada sınırları, ekonomik gücü, siyasi rejimleri ve rekabeti dinlemediğini açıkça gösterdi. Virüslerle küresel boyutta savaşım, gelecek kuşakların önceliği ve ortak noktası olabilir.

Covid-19 ile mücadele ülkeler bazında bir başarı kıstası olarak değerlendirilebilir ve bundan sonraki süreçte bu ülkelerin liderliği öne çıkabilir.

‘ABD LİDERLİĞİNİN SONU, MEVCUT ULUSLARARASI KURULUŞLARIN ÇÖKÜŞÜ’
ABD Başkanı Donald Trump virüsle mücadelede rekabetçi ve sorumluluktan kaçan tavrıyla ülkesinin bu krizde dünya liderliğinden vazgeçtiğini somut bir biçimde ortaya koymuş oldu. ABD uluslarası ticaret ve sözleşmeler konusunda da uzlaşmaz tavrını bir süredir devam ettiriyordu.

Bu boşalan liderlik mevkisine uluslararası ticarete ve işbirliğine açık Çin’in geleceği anlamına geliyor. Kendine daha fazla güvenen bir Çin, küresel sağlık işbirliğinde ciddi adımlar atarsa bu krizin kahramanı olarak çıkabilir.

Öte yandan koronavirüs kriziyle mücadelede NATO, BM, IMF, Dünya Bankası gibi kuruluşların yetkinliği ve işlevselliği sorgulanabilir ve değişim talepleri getirilebilir.

Virüs nedeniyle, siyasi ve ekonomik birlik gösteremeyen, sınırları yeniden gündeme getiren Avrupa Birliği bir çözülme sürecine girebilir.

‘DEZAVANTAJLI GRUPLAR İÇİN DAHA OLUMSUZ KOŞULLAR’
Koronavirüsle önlemler kapsamında evde izolasyon, çalışmak zorunda kalan kesimler için geçerli değil. Devlet desteği olmadığı için bu yoksul kesim ciddi sağlık ve ekonomik sorunlara maruz kalacak.

Türkiye’de 10 günde 10 kadın evinde cinayete kurban gitti. Evinde kalan şiddet mağduru kadınların sayısı artacak. Kendi işini yapan ya da hizmet sektöründe çalışan kadınların çoğunun işlerini kaybetme olasılığı çok yüksek.

Sınır kontrolleri geri geldiği, toplumlarda panik havası yaşandığı için yabancı düşmanlığının artma ve daha keskin bir göç karşıtlığı başlama olasılığı da var.

Elçin Poyrazlar

https://dunyalilar.org/koronavirusunun-ardindan-dunyayi-neler-bekliyor.html/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.03.17 22:35 canozkan_91 10.6 Yama Notları

https://tr.leagueoflegends.com/tr-tnews/game-updates/10-6-yama-notlari/
Merhaba, dünya sakinleri. Bu yamada eskisinden daha numaracı yeni Wukong'u karşılıyor ve eşleştirme sistemini otomatik dolduran oyuncuların eşit olmadığı oyunların sayısını azaltacak şekilde güncelliyoruz. Ayrıntılar yazımızın girişinde açıklayabileceğimizden çok daha ilgi çekici. Bu yüzden aşağıdaki bölüme göz atmayı ihmal etmeyin! Ayrıca normalde ormanda oynanmayan daha fazla şampiyonu ormanda etkili hale getirmeye devam ediyor ve üst koridor şampiyonlarının oyun boyunca daha fazla tehdit oluşturabilmesi için bazı ilave sistem değişiklikleri yapıyoruz. Eğer TFT yama notlarını arıyorsanız sizi şöyle alalım!
📷Hanna �shio shoujo� Woo

Yamada Öne Çıkanlar

📷
Kara Orman Talon, Işık Kalkanı Taric ve Gölge Adım Twitch 19 Mart 2020'de çıkıyor. Sonsuz Karanlık Malphite, Sonsuz Karanlık Mordekaiser, Sonsuz Karanlık Xerath, Sonsuz Karanlık Malphite Prestij Serisi, Kozmik Karanlık Lux ve Kozmik Lux 26 Mart 2020'de çıkıyor.
Başa dön

Derecelide Otomatik Doldurma Dengesi

Tekli/Çiftli sıraların eşleştirme sistemi, artık takımlardaki otomatik dolduran oyuncu sayılarının eşit olmadığı oyunları daha nadiren oluşturuyor. Takımınızda bir iki otomatik dolduran oyuncu varken, rakip takımdaki herkesin ana rolünde oynamasının kötü bir durum olduğu aşikâr. Bu değişiklikle beraber oyun bulmak biraz daha uzun sürecek ve her iki takımda bir tane otomatik dolduran oyuncu olacak (mümkün olduğunda kimse otomatik doldurulmayacak). Sırada bekleme sürelerini aşırı uzatmadan otomatik doldurma özelliğini tamamen kaldıramasak da bu değişiklik otomatik dolduran oyuncuların olduğu oyunların daha adil olmasını sağlayacak. Ayrıca her iki takımdaki hazır grupla giren oyuncu sayısını dengeleyecek, benzer bir değişiklik üstünde de çalışıyoruz. Bu değişiklik ilk iç testlerimizde epey iyi işledi. Fakat otomatik doldurma dengesi değişiklikleriyle birlikte birleşince, oyunlardaki oyuncuların arasındaki MMR farkının daha da açılmasına yol açtı. Bu yüzden hazır grup dengesi sisteminde ayarlamalara gidiyoruz ve umarız yakın zamanda güzel haberlerle birlikte karşınızda oluruz. Şimdilik bu değişikliği sadece Tekli/Çiftli eşleştirme sistemine getiriyoruz, çünkü diğer sıralar bundan farklı şekilde etkilenebilir. Eğer her şey yolunda giderse, değişikliği yakında diğer sıralara da getirmeyi planlıyoruz.
Başa dön

Şampiyonlar

📷

Anivia

R'nin buz tutma etkisinin süresi arttı.
Anivia'nın ultisinin buz tutma zayıflatmasının (E'sinin verdiği hasarı iki katına çıkaran) süresine ufak bir tutarlılık değişikliği getiriyoruz. Böylece yetenek setinin uyguladığı tüm buz tutma süreleri daha tutarlı hale geliyor.

📷R - Buzul Fırtınası

BUZ TUTMA SÜRESİ 2 saniye ⇒ 3 saniye (artık Q - Buz Kütlesi'nin buz tutma süresiyle aynı)📷

Aphelios

Severum'un karakteristik iyileştirmesi ve Infernum'un karakteristik olarak minyonlara verdiği hasar azaldı. Crescendum'un güçlendirilmiş hasarı azaldı.
Aphelios profesyonel düzeydeki baskınlığını koruyor. Diğer düzeylerdeki oyunculara göre daha çok profesyonel oyuncuların faydalandığı mekaniklerin gücünü azaltıyoruz.

📷Tırpan Tabanca, Severum

KARAKTERİSTİK - ŞİFALI İYİLEŞTİRME 1-18. seviyelerde verilen hasarın %8-25'i ⇒ 1-18. seviyelerde verilen hasarın %3-20'si

📷Alev Silahı, Infernum

KARAKTERİSTİK - MİNYONLARA VERİLEN ALAN ETKİLİ YAKAN HASAR 9. seviyede %45 Alan Etkili Hasar ⇒ 9. seviyede %30 Alan Etkili Hasar

📷Çakram, Crescendum

ÇAKRAM'IN NORMAL SALDIRILARININ VERDİĞİ GÜÇLENDİRİLMİŞ HASAR %30-173 Toplam Saldırı Gücü ⇒ %24-164 Toplam Saldırı Gücü📷

Darius

W'nun ilave hasarı azaldı; bedeli arttı. E'nin bedeli arttı ama artık yetenek seviyesine bağlı olarak değişiyor.
Darius üst koridor ve dövüşçü eşyası değişikliklerinden sonra aşırıya kaçmaya başladı. Tut Çek yeteneğini daha önemli stratejik bir karar haline getirmek için şampiyonu biraz zayıflatıyoruz.

📷W - Kemik Kıran

İLAVE FİZİKSEL HASAR %50/55/60/65/70 Toplam Saldırı Gücü ⇒ %40/45/50/55/60 Toplam Saldırı GücüBEDEL 30 Mana ⇒ 40 Mana

📷E - Tut Çek

BEDEL 45 Mana ⇒ 70/60/50/40/30 Mana📷

Draven

W'nun azalarak kaybolan hareket hızı arttı.
Draven'ın deneyimli oyuncular tarafından kullanılabilen gücünü arttırıyoruz. Böylece şampiyonla yüksek beceri düzeylerinde daha sık karşılaşabileceğiz.

📷W - Adrenalin Seli

AZALARAK KAYBOLAN HAREKET HIZI %40/45/50/55/60 ⇒ %50/55/60/65/70📷

Garen

Taban büyü direnci büyüme oranı azaldı. E'nin kritik vuruş ihtimali azaldı.
Garen'in dizilim çeşitliliği arttı ama tam olarak istediğimiz gibi değil. Dolayısıyla daha çok onu hasar dizilimlerine yönlendiren niteliklerini zayıflatıyoruz. Ayrıca şu anda aşırı güçlü.

Taban nitelikler

BÜYÜ DİRENCİ BÜYÜME ORANI 1,25 ⇒ 0,75

📷E - Yargı

KRİTİK VURUŞ İHTİMALİ %50 ⇒ %33📷

Hecarim

R'nin korkutma süresi arttı.
Hecarim'i azami menzilden savaş başlatarak daha fazla risk almaya teşvik ediyoruz.

📷R - Gölgelerin Hücumu

KORKUTMA SÜRESİ Kat ettiği mesafeye bağlı olarak 0,75-1,5 saniye ⇒ Kat ettiği mesafeye bağlı olarak 0,75-2 saniye📷

Kayn

Pasifin küre kazanma hızı arttı.
Son yamada Kayn'in küre kazanma oranını düzelttik ama bu sefer de dönüşme zamanı oyunun ileri safhalarına taşındı. Ortalama dönüşme zamanını eski haline yakın bir yere getiriyoruz.

📷Pasif - Darkin Tırpan

KÜRE KAZANMA HIZI Oyunun 10-13. dakikalarında Kayn, küre kazanma hızını %15 yükseltecek ve bu miktar süre boyunca artacak.📷

Kindred

Taban saldırı gücü büyüme oranı ve mana yenilenmesi arttı. W'nun can yenilemesi arttı. R'nin iyileştirmesi arttı.
Kindred güçlendirmelere aç. Kuzu ve Kurt son zamanlarda zayıf olduğu için, onlara iyileştirme ve güç artışı sağlayan besinler veriyoruz.

Taban nitelikler

SALDIRI GÜCÜ BÜYÜME ORANI 2,26 ⇒ 2,5MANA YENİLENMESİ 6,972 ⇒ 7

📷W - Kurdun Hiddeti

CAN YENİLEMESİ 1-18. seviyelerde eksik can miktarına bağlı olarak 32-100 ⇒ 1-18. seviyelerde eksik can miktarına bağlı olarak 49-100

📷R - Kuzunun Şefkati

İYİLEŞTİRME 200/250/300 ⇒ 250/325/400📷

Morgana

Taban hareket hızı arttı. E'nin kalkanı ilk yetenek seviyelerinde arttı.
Orta koridorda iyi bir performans sergilediği için, destek Morgana'ya yönelik bazı güçlendirmeler getiriyoruz.

Taban nitelikler

HAREKET HIZI 330 ⇒ 335

📷E - Kara Kalkan

KALKAN 60/120/180/240/300 ⇒ 80/135/190/245/300📷

Ryze

Taban mana yenilenmesi büyüme oranı arttı. W'nun hasarı ileri yetenek seviyelerinde arttı.
Ryze'ın profesyonel düzeydeki görülme sıklığını kontrol altında tutmak ve oyuncuların onu sürekli tercih etmesinin önüne geçmek istiyoruz. Fakat aynı zamanda ileri safhalarda daha güçlü olması gerektiğini düşünüyoruz. Uzun oyunlarda 18. seviyeye ulaştığında muhteşem bir güce sahip olan şampiyonlardan biri olmasını sağlıyoruz.

Taban nitelikler

MANA YENİLENMESİ BÜYÜME ORANI 0,8 ⇒ 1

📷W - Rün Hapsi

HASAR 80/100/120/140/160 ⇒ 80/110/140/170/200📷

Senna

Pasifinin ruh başına sağladığı saldırı gücü azaldı; sisin bekleme süresi artık sabit değil.
Destek Senna, özellikle de savunmaya yönelik dayanıklı şampiyonlarla birlikte oynandığında aşırı güçlü. Ruhların değerini azaltıyor ve ortaya çıkma temposunu yavaşlatıyoruz. Böylece özellikle de yanında onu koruyabilecek bir tank olduğunda koridor rakibini sürekli dürtmesinin önüne geçiyoruz.

📷Pasif - Bağışlama

RUH BAŞINA SALDIRI GÜCÜ 1 ⇒ 0,75KARAKTERİSTİK - ZAYIF RUH BEKLEME SÜRESİ 4 saniye ⇒ 1/6/11. seviyelerde 6/5/4 saniye📷

Shaco

R kopyasının normal saldırı hasarı azaldı.
SG Shaco şu anda biraz fazla gücü, dolayısıyla onu biraz zayıflatıyoruz.

📷R - Halüsinasyon

KOPYANIN NORMAL SALDIRI HASARI %75 Toplam Saldırı Gücü ⇒ %60 Toplam Saldırı Gücü📷

Soraka

Q'nun Yenilenme etkisinin iyileştirmesi arttı; hareket hızı ilavesi arttı.
Üst koridor Soraka belası artık zaman ve mekânı tehdit etmediğine göre Yıldız Yağmuru'nun gücünün bir kısmını geri verebiliriz.

📷Q - Yıldız Yağmuru

TOPLAM YENİLENME İYİLEŞTİRMESİ 40/50/60/70/80 (+0,3 Yetenek Gücü) ⇒ 50/60/70/80/90 (+0,3 Yetenek Gücü)HAREKET HIZI İLAVESİ %10-20 ⇒ %15-25📷

Twisted Fate

W'nun mavi ve kırmızı kartlarının YG oranları arttı.
Artık oyunun ileri safhalarında kartlarınız daha etkili.

📷W - Bir Kart Seç

MAVİ KART YG ORANI 0,5 Yetenek Gücü ⇒ 0,9 Yetenek GücüKIRMIZI KART YG ORANI 0,5 Yetenek Gücü ⇒ 0,6 Yetenek Gücü📷

Urgot

Q'nun yavaşlatma süresi arttı. E'nin sersemletme süresi arttı.
Urgot ilk geliştirilen yeteneği İmha olduğu için, diğer yetenekleri yeterince kullanılmıyor. Urgot'un kitle kontrolü etkilerine getirdiğimiz ufak güçlendirmeler Sıvışma'ya rağmen kombosunu daha etkili bir şekilde gerçekleştirebilmesini sağlayacak.

📷Q - Çürüten Bomba

YAVAŞLATMA SÜRESİ 1 saniye ⇒ 1,25 saniye

📷E - Horgörü

SERSEMLETME SÜRESİ 0,75 saniye ⇒ 1 saniye📷

Veigar

Taban SG, SG büyüme oranı ve zırhı arttı. Q'nun taban hasarı arttı.
Minik çocuk için minik güçlendirmeler.

Taban nitelikler

SALDIRI GÜCÜ 50,71 ⇒ 52SALDIRI GÜCÜ BÜYÜME ORANI 2,625 ⇒ 2,7ZIRH 22,55 ⇒ 23

📷Q - Uğursuz Saldırı

TABAN HASAR 70/110/150/190/230 ⇒ 80/120/160/200/240📷

Wukong

Pasifi artık yakındaki şampiyonlara bağlı olarak değil, şampiyonlarla savaşınca niteliklerini arttırıyor. W artık bir atılmaya ve normal saldırılar ile yetenekleri taklit eden bir kopyaya sahip. R artık iki defa kullanılabiliyor.
Bu güncellemedeki asıl amaçlarımızdan biri, Wukong'un eski halinde olmayan numaracı oyun tarzını eklemekti. Sonuç olarak dövüşme tarzını daha esnek hale getiriyor ve ona rakiplerinin üstesinden gelmesi için daha fazla yol sunuyoruz. Maymun artık sopasıyla insanlara tek atmak yerine onları kandırabilecek. Ayrıca orta koridordaki suikastçı dizilimiyle oynamak veya ona karşı oynamak tatmin edici değildi (her ne kadar güçlü olsa da). Bu yüzden eli ağır, üst koridor ve ormancı dizilimlerini güçlendirmek istiyoruz. Hadi durmayın, maymunluk yapma zamanı!

Taban nitelikler

BÜYÜ DİRENCİ 32,1 ⇒ 28CAN 577,8 ⇒ 540MANA 265 ⇒ 300MANA BÜYÜME ORANI 38 ⇒ 45ÖNERİLEN EŞYALAR Eli ağır Wukong'a yönelik dizilimlerin gücünü yansıtacak şekilde güncellendi.

📷Pasif - Taş Deri

ZIRH 1/7/13. seviyelerde yakındaki şampiyon başına 4/6/8 ⇒ 1-18. seviyelerde yakındaki şampiyon başına 5-11KALDIRILDIBÜYÜ DİRENCİ Wukong artık 1/7/13. seviyelerde yakındaki şampiyon başına 4/6/8 İlave Büyü Direnci kazanmıyor.YENİCAN YENİLENMESİ Artık 5 saniyede bir %0,5 Azami Can Yenilenmesi sağlıyor.YENİAYNADAKİ YÜZ Wukong veya kopyası bir rakip şampiyon veya canavara saldırdığında ilaveleri 5 saniyeliğine %62,5 artar (en fazla 8 defa birikerek %500 olur).

📷Q - Yıkıcı Vuruş

İLAVE NORMAL SALDIRI HASARI 10/40/70/100/130 (+0/0,1/0,2/0,3/0,4 Toplam Saldırı Gücü) ⇒ 30/55/80/105/130 (+0,5 İlave Saldırı Gücü)İLAVE MENZİL 125 ⇒ 75/100/125/150/175YENİDURMA VUR Kullanım süresi artık Wukong'un saldırı hızına bağlı olarak azalıyor.YAŞAM KALİTESİ DEĞİŞİKLİĞİ Yetenek simgesine güçlendirilmiş saldırıyı gerçekleştirmek için ne kadar süre kaldığını gösteren bir sayaç eklendi.YENİYEM BEKLEME SÜRESİNDE AZALMA Wukong veya kopyası normal saldırı ya da yetenekleriyle hasar verdiğinde Q - Yıkıcı Vuruş yeteneğinin bekleme süresi 0,5 saniye azalır.BEKLEME SÜRESİ 9/8/7/6/5 saniye ⇒ 9/8,5/8/7,5/7 saniye

📷GÜNCELLENDİW - Oyunbaz Savaşçı

YENİKALBİ TEMİZİMSİ Duvarların üstünden geçemeyen 300 Menzillik bir atılma eklendi.GİZLENME SÜRESİ 1,5 saniye ⇒ 1 saniyeKALDIRILDIPUF! Wukong'un kopyası artık kaybolmadan önce alan etkili büyü hasarı vermiyor.BEKLEME SÜRESİ 18/16/14/12/10 saniye ⇒ 20/19/18/17/16 saniyeBEDEL 50/55/60/65/70 Mana ⇒ 60 ManaYENİYEM HASAR AZALTMASI Wukong'un kopyası artık saldırılarını ve ultisini taklit ediyor ama %50/55/60/65/70 Hasar veriyor.YENİYEM NORMAL SALDIRILARI Kopya Wukong'un yakın zamanda saldırdığı hedeflere saldırmaya çalışır.YENİYEM'İN Q - YIKICI VURUŞ YETENEĞİ Kopyanın bir sonraki saldırısı güçlendirilmiştir.YENİYEM'İN E - BULUT SALDIRISI YETENEĞİ Kopya ilave saldırı hızı kazanır.YENİYEM'İN R - BURGAÇ YETENEĞİ Kopya dönmeye başlar ve ilk ulti kullanımında havaya savrulmayan rakipleri havaya savurur.

📷E - Bulut Saldırısı

HASAR 65/100/135/170/205 (+0,8 İlave Saldırı Gücü) Fiziksel Hasar ⇒ 80/120/160/200/240 (+0,8 Yetenek Gücü) Büyü HasarıİLAVE SALDIRI HIZI %30/35/40/45/50 ⇒ %40/45/50/55/60SALDIRI HIZI GÜÇLENDİRME SÜRESİ 4 saniye ⇒ 5 saniyeBEKLEME SÜRESİ 8 saniye ⇒ 10/9,5/9/8,5/8 saniyeBEDEL 45/50/55/60/65 Mana ⇒ 30/35/40/45/50 ManaATILMA SONRASI HEDEFE UZAKLIK 0 ⇒ 75

📷R - Burgaç

YENİÇİFTE BELA Wukong artık ultisini 8 saniye içinde yeniden kullanabilir. İkinci kullanım rakipleri ikinci defa havaya savurabilir.HAVAYA SAVURMA SÜRESİ 1 saniye ⇒ 0,75 saniyeDÖNME SÜRESİ 4 saniye ⇒ 2 saniyeSANİYE BAŞINA HASAR 20-200 (+1,1 Toplam Saldırı Gücü) ⇒ %4-8 Azami Can (+1,1 Toplam Saldır Gücü)DÖNERKEN SAHİP OLDUĞU HAREKET HIZI Dönme süresine bağlı olarak %5-40 ⇒ %20DÖNMEYİ İPTAL ETME 1 saniyeden sonra ⇒ 0,5 saniyeden sonraHASAR TETİKLENME ORANI 0,5 saniye ⇒ 0,25 saniye (her bir hasar tetiklenmesi artık Yenilmez uygular)DÖNERKEN HEDEFE UZAKLIK 175 ⇒ 50 (bu Wukonfg'un hedefine daha fazla yaklaşmasını sağlar)YENİMAYMUN İŞTAHLI Wukong artık ultisini iptal edip dönmeyi bırakmak için diğer yeteneklerini kullanabilir.DÖNME DOLAP Wukong dönerken E - Bulut Saldırısı yeteneğinin sağladığı ilave saldırı hızını yeniler.YAŞAM KALİTESİ DEĞİŞİKLİĞİ Yetenek simgesine Wukong'un ne kadar döneceğini ve yeteneği bekleme süresine girmeden önce onu ikince kez kullanmak için ne kadar süresi olduğunu gösteren bir sayaç eklendi.📷

Xerath

W'nun merkez hasarı arttı. R'nin atış başına verdiği hasar ileri yetenek seviyelerinde arttı.
Xerath'ın bir keskin nişancı gibi kullanılması gereken yeteneklerini onda ustalaşan oyuncuları ödüllendirecek şekilde güçlendiriyoruz.

📷W - Yıkım Bölgesi

MERKEZ HASARI ARTIŞI %50 artış ⇒ %66,7 artış

📷R - Sihir Ayini

ATIŞ BAŞINA HASAR 200/240/280 (+0,43 Yetenek Gücü) ⇒ 200/250/300 (+0,45 Yetenek Gücü)
Başa dön

Orman Şampiyonları

Orman şampiyonu havuzunu genişletmek ve çeşitlendirmek için üçüncü bir değişiklik getiriyoruz. Morgana'ya da ana rollerine gelen güçlendirmelerin yanı sıra, ormanda daha etkili olmasını sağlayacak belli bir değişiklik getirdiğimizi göreceksiniz. Yüksek beceri düzeylerinde aşırı kuvvetli olmadıklarından ve ormancı çeşitliliğini arttırdıklarından emin olmak için bu değişikliklerin etkilerini takip ediyoruz.

📷Brand

PASİF - ALEV CANAVAR HASARI Alev artık canavarlara %120 Hasar veriyor.

📷Morgana

W - ZULÜM GÖLGESİ CANAVAR HASARI Artık canavarlara %150 Hasar veriyor.

📷Shen

Q - ALACAKARANLIK SALDIRISI AZAMİ CANAVAR HASARI 75/100/125/150/175 ⇒ 120/140/160/180/200

📷Teemo

Q - KÖR EDEN DART'IN KÖR ETME SÜRESİ Artık canavarları iki katı süreliğine kör ediyor.E - ZEHİRLİ ATIŞ'IN ZEHİR HASARI Artık canavarlara %150 Hasar veriyor.

📷Yorick

PASİF - RUHLARIN ÇOBANI NİHAİ VAZİFE Yorick artık kesilen büyük canavarlardan da mezar oluşturabiliyor ve Sis Gezginleri canavarlardan %50 daha az hasar alıyor.

📷Zyra

BİTKİLERİN CANAVAR HASARA Zyra'nın bitkileri artık canavarlara %150 Hasar veriyor.
Başa dön

Paslama Mekanikleri

Paslama stratejisi tekli sırada tüm beceri düzeylerinde görülmeye devam ediyor. Koridor oyuncularını altın ve deneyimlerine sahip çıkmaya teşvik etmek için, daha sert kısıtlamalar getiriyoruz. Koridorda olması gerektiği gibi oynayanlar ve bir takım arkadaşının altın veya deneyimini çalmaya çalışmayanlar bunlarla hiçbir zaman karşılaşmayacak.

ÖZEL - Canavar Avcısı

MİNYON ALTINI CEZASI Altınlarınızın yarısından fazlası minyonlardan kazanılmışsa koridor minyonlarının verdiği altın 13 azalır; kısıtlama 14. dakikada kaldırılır ⇒ Minyon skorunuzun yarısından fazlası minyonlardan kazanılmışsa koridor minyonlarının verdiği altın 13, deneyim %50 azalır; kısıtlama 14. dakikada kaldırılır
Başa dön

Üst Koridor Önemi Ek Değişiklikleri

10.5'te getirdiğimiz üst koridor değişikliklerine Ölümün Dansı ve Işınlan değişiklikleriyle beraber devam ediyoruz. Bu kombinasyon koridor aşamasından taşıyıcı eşyalarıyla çıkan üst koridor oyuncularının, oyun boyunca bir tehdit oluşturmasını sağlama hedefimizi gerçekleştirmemize yardımcı olacak. Işınlan değişikliği de sihirdar büyüsünün koridorda hayatta kalma gücünün bir kısmının, ileri safhalarda ayrık ittirme ve rakibin etrafını sarma aracı olarak kullanılmasını sağlayacak.

Ölümün Dansı

TARİF Caulfield'ın Savaş Çekici + Kazma + Vampirî Asa + 625 Altın ⇒ Caulfield'ın Savaş ÇekiciNİTELİKLER 80 Saldırı Gücü, bekleme süresinde %10 azalma ⇒ 50 Saldırı Gücü, 30 Zırh, 30 Büyü Direnci, bekleme süresinde %10 azalmaÖZEL PASİF Azaltma etkisi sonrası alınan tüm hasarın %30'unu biriktirir ve zamanla gerçek hasar olarak verir ⇒ Azaltma etkisi sonrası yakın dövüşçülerin aldığı tüm hasarın %20'sini biriktirir (menzilli şampiyonlar için %30) ve zamanla gerçek hasar olarak verir

Işınlan

BEKLEME SÜRESİ 360 saniye ⇒ 1-18. seviyelerde 420-240 saniyeYENİYAKALAYAMAZ Kİ Şampiyon seviyesine bağlı olarak hedef konuma ışınlandıktan sonra 3 saniyeliğine %30-50 Hareket Hızı sağlar (6. ve 11. seviyelerde %10 artar).
Başa dön

Önerilen Eşyalar

League of Legends geliştikçe oyuncular yeni metalar ve stratejiler keşfediyor, şampiyonlar değişiyor veya eşyalar yenileniyor, ekleniyor veya kaldırılıyor. Tüm bu değişiklik ve ayarlamaların yapıldığı sırada bazen önerilen eşyalar bölümü unutuluyor ve oyunda yapılan değişiklikleri yansıtacak şekilde güncellenmiyor. Bazı basit yanlışları düzeltmek veya dükkânda gösterilen eşyaları değiştirmek için çalışmalar yaptık. Böylece tüm beceri düzeylerindeki oyuncular kolayca erişilebilen etkili dizilimleri kullanabiliyordu (Not: Tabii bunlar en iyi dizilimlerden ziyade yeni oyuncuların en başarılı olabileceği dizilimler). Büyük önerilen eşya güncellemesi gelen şampiyonların listesi: Alistar, Ashe, Blitzcrank, Garen, Gragas, Ivern, Kai'sa, Kassadin, Kayn, Kindred, LeBlanc, Lee Sin, Leona, Lucian, Master Yi, Miss Fortune, Mordekaiser, Morgana, Olaf, Qiyana, Rakan, Renekton, Rengar, Riven, Rumble, Shaco, Sona, Swain, Syndra, Talon, Taric, Thresh, Varus, Vayne, Vel'koz, Warwick, Xerath, Xin Zhao, Zilean, Zoe, Zyra
Başa dön

ARAM Denge Değişiklikleri

10.6 Zayıflatmaları

KAI'SA Verdiği hasar %12 artar ⇒ Verdiği hasar %5 artar
Başa dön

Menü Simgeleri

LoL İstemcisi'ndeki ana menü simgelerimiz Teamfight Tactics ve Clash'le birlikte epey doldu. Bu alanı biraz ferahlatmak ve aynı zamanda ana menü düğmelerine bazı kullanılabilirlik iyileştirmeleri getirmek istiyoruz. Dolayısıyla Profil ve Koleksiyon sekmelerinin düğmelerini, tıpkı Ganimet ve Mağaza'da olduğu gibi sembol haline getiriyoruz. Kullanıcı testleri sonrası oyuncuların zaman zaman mevcut Ganimet ve Mağaza simgelerini karıştırdığını gördük. Dolayısıyla bu değişiklikle birlikte 10.5 Yaması'nda Ganimet simgesini demir işlemeyi andıran bir şeye değiştirdik ve bu yamada Mağaza simgesini de öne çıkacak şekilde değiştiriyoruz.
Başa dön

Giderilen Hatalar

Başa dön

Yakında Gelecek Kostüm ve Renkler

Bu yamanın çıkışını takip eden günlerde yayınlanacak kostümleri aşağıda bulabilirsiniz. Tam çözünürlükte açılış görselleri için LoL Görüntüleri uygulamasını edinin!
📷

Kara Orman Talon, Işık Kalkanı Taric, Gölge Adım Twitch

📷

Sonsuz Karanlık Malphite

📷

Sonsuz Karanlık Malphite Prestij Serisi

📷

Kozmik Lux

📷

Kozmik Karanlık Lux

📷

Sonsuz Karanlık Mordekaiser

📷

Sonsuz Karanlık Xerath

Bu yamanın çıkışını takip eden günlerde yayınlanacak renkleri aşağıda bulabilirsiniz:
📷

Kara Orman Talon

📷

Işık Kalkanı Taric

📷

Gölge Adım Twitch

📷

Sonsuz Karanlık Xerath

📷
submitted by canozkan_91 to lolpanolar [link] [comments]


2019.01.13 07:32 benefo Bilinmeyen UZAYLI ırkları

ALLGRUULK “The builders” Bu türler, soyları tükenmiş olan eski bir sürüngenler ırkından aldıkları sculptor takımyıldızında bulunurlar , yaklaşık 230 yıllık bir ömrü olan bu ırkın derin uzay yolculuğu için büyük gemi yapımcılarıdırlar.
Killy Tokurt Muhlif yıldız suhail soyundandır yakın Vela takımyıldızından gelirler ve 2 metre boyuna kadar büyür ve yaklaşık 200 yıllık bir ömürleri vardır.
Pleyadiyans Pleyadiyes yıldızlarını çevreleyen güneş sisteminden geliyorlar, daha kesin olarak yıldız taygetasının yanındaki gezegen dünyasından , yaklaşık 2.5 metreye kadar büyüdükleri ruhsal sağlığı , cinsel ifadeleri ve duygusal duyguları arasındaki belirgin farkı araştırıyorlar. . düzenli olarak Dünya'yı ziyaret etmelerine rağmen , gemileri “kirişler” olarak bilinir, M.Ö. 10.000’den bu yana çoğunlukla “sessiz” kaldılar , nihayetinde hedeflerine ulaşmak için gerekli zihinsel becerileri geliştirmeye devam ettikleri bilinen en eski ırklardan biridir.
Kyllimir-auk Takımyıldızı Volansların'dan geliyorlar , bu ırkın Dünya'daki ziyaretleri nadirdir ve “gizemli bir ırk” olarak kabul edilirler , M.Ö. 1000 yıllarında Dünya'yı ziyaret etmeleri yasaklandı, ancak Dünya'yı ziyaret etmeyi tamamen bırakmadıkları söylenir.
Kurs “gods of lands Anunnaki'nin ırkıyla ilgili olduğuna inanılıyor.. Dünyadaki yüzyıllardan sonraki ilk aşamada insan ırkının gelişimine doğrudan dahil olmuşlardı.
Hav-hannuae-kondras Galaksi sextans cücelerinden geliyorlar SPH, ilk kez MS 934'te romanyada keşfedildi. Vampirler olarak bildiğimiz yaratıklar aslında bu gezegene ait dünyadışı vahşi varlıklardır ve insanları kaçırıp öldürüldüğü tahmin ediliyor.
Mazerek 1300'lerden 1900'lerin başlarına kadar gezegenlerini diğer yabancı ırklar tarafından, "çok şiddetli oldukları için" terk etmelerine izin verilmedi. 1.6 metreye kadar büyüdükleri tahmin ediliyor.
Al-gruualix takımyıldız cetusundan geliyorlar, denil kaitos shemali'nin yakınında , çoğu zaman sürüngen ırklarıyla karıştırılsalar da, 2 metreye kadar uzadıkları ve 350 yıllık bir ömre sahip olmaları dışında hiçbir ırkla hiçbir şey paylaşmıyorlar , bu 21 ırktan biri. 2'den fazla cinsiyete sahip olduğuda bilinir bu ırkın toplamda 8 cinsiyeti var ve hepsi üreyebiliyor.
"Haberciler" tüm ırkların en çok esrarengiz olduğu, pek kendilerini tanıtmadıkları, insanlarla hiçbir zaman doğrudan temas kurmadıkları, kayalar üzerine çizimler ve yazılar bıraktıkları , gümüş bir damla şeklinde olduğu bilinmemektedir.
Ramay çok huzurlu bir ırk olduğu bilinen auriga takımyıldızlarından geliyorlar, insanlarla birlikte yaşamaya çalıştılar. Güney Afrika'da yeryüzündeki farklı yerlerden insanları yerleştirerek Maya medeniyetini (kültür) “yarattılar”, bilim varlıklarıydılar, mayaya astronomi ve “zaman” hakkında ders verdiler.
Moovianthan-kayphik “parlayanlar” en azından 2 ABD başkanının yanı sıra Rus liderleri ve bazı diğer üst düzey yetkililerle tanıştığı takımyıldızı Vulpeculaların'dan gelip , “kaçırılma” özgürlüğü karşılığında insanlara teknolojilerini sınırlı miktarda tedarik ediyorlar. diğer yabancı ırkları bu sürece dahil etmiyorlar, güneş sistemimizin dışında 40 gezegeni kolonize ettiler.
Rak Dünyayı sadece 5 kez ziyaret ettiler, Genelde Orta Doğu’yu ziyaret ettiler ve Müslüman bilim adamlarına göre cin tabirini yansıttılar, Dünyamızın mevcut boyutlarının ötesinde bir boyutta görünmeyen bir dünyada yaşarlar.
“Görünmezler” bu varlıklar yüksek güvenlikli alanlarına yakın görülüyor onlar çıplak gözle neredeyse tamamen görünmez olan ABD ve Rus askeri radarlar tarafından yakınen izlendi. Bu varlıklar ekşi bir koku bırakırlar köpeklerin Mensa takımyıldızından geldikleri söylenebilir.
allmahuluk-strat yaklaşık 200 yıldır ziyaret ettikleri antik Hindistan'daki reptoidlere karşı bir savaşı kaybettikten sonra dünyayı terk etmek zorunda kaldılar , 1948'e kadar dünyaya ziyaretlerine devam ettiler. Teknolojik olarak bu, gemilerinin radar ve denizcilere görünmez olduğu çok gelişmiş bir ırktır.
ainanna bu ırkın mensupları , ikizler takımyıldızından gelen martianlardır, mars üzerinde binlerce yıldır altın benzeri bir maddeye dönüşerek yaşadılar.
indugutk “uzun beyaz” Bu ırkın, ay içinde, köleleri çalışmalarının çoğunu yapmak için kullandıkları bazı malzemeyi mayın ettikleri bazı bölgeleri vardır , ancak kölelere iyi bakıyorlar. Ay operasyonları , ABD, Çin ve Rusya'dan üst düzey yetkililerle neredeyse sürekli temas halinde oldukları için oldukça gizli görünüyorlar.
killimat-arr “k-arr” Takımyıldızı Krux'tan geliyorlar , ABD ne kadar bu varlıkları izlemek istesede başarılı olamamıştır ve Rus ordusu onları bermuda üçgeni yakınında tespit özel bir radar sayesinde 8 kez tespit edebildi. Amaçları bilinmiyor.
2017
Slav lehçesinden söz ettikleri rapora göre insanlığa 1935'te yalnızca bir kez başvurdular . UDFJ-39546284 galaksisinden gelen 10 cümle ile yazılan bir mesaj bırakmışlardı , karartılmayan tek cümlede 2017-2022 olan uzay bükülmelerine izin veren “solucan delikleri” kullandılar.
el-Manouk Onlar constellaton Grus'tan gelirler ve onlar en huzurlu ırktırlar 5 konseyine mensuplardır.
jighantik Son 3000 yıldır ziyaret ettikleri diğer ırklarla şiddetli olduğu düşünülen birkaç hükümetle teması sürdürüyor , holologium'dan geliyor ve maitre ile müttefikler.
jefok onlar takımyıldızı İndus'a mensuplar ve “barış konseyidirler” bu diğer ırklar tarafından bilinmektedir onlar çok ileri teknolojiye sahiptirler.
Dorsay En fazla 0,5 metre boyuna sahipler , cassiopeia'dan en az 250 kez dünyayı ziyaret etmişler, insanları ve diğer yabancı ırkları yiyorlar , Irkın en az 4 milyar yıl geçmişi olduğu ve yaklaşık 2 milyar yıldır başka bir türle savaştıkları biliniyor.
Magell Çok huzurlu oldukları bilinen Güney Amerika’nın bir yerinde 2 daimi üsleri var ,%100 gece ortaya çıkarlar ve insanlarla etkileşime girmiyorlar.
Akart takımyıldızı sextans'tan geliyorlar, bilinen yabancı ırkların en hızlı UFO'larına sahipler.
Maitre insanlar aynı ortalama yüksekliğe sahipler ve birçok yabancı ırk tarafından “parazitler” olarak kabul ediliyorlar. Tarih öncesi dönemde ilk kez dünyayı ziyaret etmişlerdi; insanları açık havada alıkoymuşlardır , hermafroditler ve 120 yıl yaşamışlar ve en az 26 diğer gezegenleri kolonileştirmişlerdi.
Kurur boyları 2,5 metre civarında , çok karmaşık bir kafatasına sahipler, insanları çoğalttıkları için insanları kaçırdıklarından en az 20 kez ziyaret ettiler
lang sadece 70 santimetreye kadar büyüyen küçük türler , 3 ev gezegenine sahip olan ve en az 10 kolonileştirilmiş olan takımyıldız koma berenice'sinden geliyorlar, dünyayı ilk ziyaret eden ırklardan biriydi.
smad takımyıldızı siperin'den geliyorlar , gemileri, 1 uzaylı ırkına göre görünüşte insana benzeyen konik bir biçime sahipler, sadece 6 yıl önce keşfedilen bu ırk 2500 yıl önce ziyaret ettikleri 20 gezegeni kolonize ettiler ve aşağıladıkları dini inançlarımızla çok ilgilendiler.
tengri onlar gezegen tengry (galaktik sektöründe 56, yıldız sistemi F-1342) den geldiler 10 milyon nüfusu ile yeraltında yaşıyorlar ve 10.000 yıl önce ilk ziyaret gerçekleşti hayatta kalmaları için su veya oksijene ihtiyaç duymazlar.
graysli Başak yıldız sisteminde , dünyayı en az 12 kez ziyaret ettiler, djoser piramidinin son 200 yıldır yakından takip ettikleri onuruna inşa ettiler iki ev gezegenine sahip bu ırk insanlara benzer bir türdür.
anunnaki bir gün dünyaya geri dönecekler, ancak kesin tarih bilinmiyor. Gezegen nibiru'da yaşadıklarını düşünülen diğer gezegenler ile ilgilenmedikleri biliniyor.

DEVAMI :BİLİNMEYEN UZAYLI IRKLAR
submitted by benefo to Sirdosyasi [link] [comments]


2019.01.03 16:10 fragmanlife Eskiya Dunyaya Hukumdar Olmaz Dizi Konusu ve Oyunculari

Her salı atv ekranlarında seyirciyle buluşan dizi büyük bir ilgi gördüğü için iki sezondur devam ediyor. Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz konusu Hızır Çakırbeyli’nin başından geçenlerden oluşuyor. Hızır Çakırbeyli genç yaştan itibaren karanlık işlerle uğraşmakta ve yer altı dünyasının ünlü bir mafya babası olmak için çabalamaktadır. Yaşadığı karanlık dünya Hızır’ın uzak olduğu bir hayat değildir. Karanlık dünya ile içli dışlı olan Çakırbeyli bulunduğu konumdan yaşadığı hayattan oldukça memnundur. Bulunduğu karanlık dünyada “reis” olarak tanınan, adlandırılan Hızır Çakırbeyli, ağabeyi öldükten sonra onun yerine bu mafya masasına oturmuştur. Her şey Hızır Çakırbeyli!nin istediği şekilde ilerlerken Çakırbeyli ağabeyinin katilini bulma girişimine başlar ancak bilmediği bir şey var ki o da mafya masa lideri Ünal Kaplan’ın ağabeyini öldürmüş olmasıdır.
Bir arada toplanıp kaçak silah üreten mafya ekibi dışarıya silah satmaktadır. Devlet kaçak silah satın almak için masa lideri Ünal Kaplan ile anlaşma sağlamaya çalışır ancak Ünal Kaplan buna pek yanaşmaz. Devlet Hızır Çakırbeyli ile işbirliği yapmaya karar verir. Çakırbeyli devlet ile işbirliği yapmaya sıcak bakmaktadır ve isteklerini kabul eder. Ancak devletin başka bir isteği daha vardır o da Ünal Kaplan’ın liderliğini sonlandırıp Hızır Çakırbeyli’yi masa lideri yapmaktır. Artık Ünal Çakırbeyli’nin rakibi iyi tanıdığı, oldukça güçlü bir masa üyesidir.
Dizinin konusu her sezon değişmektedir. Dizi iki sezon oynamaktadır. Birinci sezonda yukarıdaki konular işlenmiştir (birinci sezon 1-40 bölümden meydana gelmiştir). İkinci sezonda ise masa lideri olarak Hızır Çakırbeyli karşımıza çıkıyor. Hızır Çakırbeyli masa lideri olduktan sonra derin devlet işleri ile uğraşmak durumunda kalıyor. İkinci sezon 41, bölümde başlamaktadır. Hala devam eden dizi oldukça büyük reyting almaktadır. Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz konusu bu şekilde oluşmaktadır.
Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz Oyuncuları / Karakterleri:
Hızır Çakırbeyli (Hızır, Reis, Hızır reis) – (Oktay Kaynarca’nın canlandırdığı karakterdir)
Dizinin baş rol oyuncusudur. 45 yaşlarında, mutlu bir evlilik sürdüren üç çocuk babasıdır. Arkadaşları reis, çakır diye hitap etmektedir. Annesi Hızır diye çağırmaktadır. Hızır Çakırbeyli’nin hayatını değiştiren en büyük olay ise abisi Ömer’in düşmanları tarafından öldürülmesi ve Çakırbeyli’nin abisi yerine mafya üyeliği yapmasıdır. Abisi ölmeden önce kardeşinden intikamını almasını istemiş ve mühendisliği bir süreliğine rafa kaldırmaktır. Abisinin isteğini yerine getirmek için her şeyi göze alan Çakırbeyli ilk olarak ceza evine girer daha sonra mafya üyesi olur. Her şeyden haberdar olan Hızır Çakırbeyli oy birliği ile masa lideri Ünal’ı şutlayıp onun yerine lider olur. Birinci sezonda vurulan Çakırbeyli ikinci sezonun başlangıcında yine eskisi gibi sapasağlamdır. Yarası iyileşmiş ve artık eskisinden daha güçlüdür. İşlerine kaldığı yerden devam eder.
Meryem Çakırbeyli – (Deniz Çakır, karakteri canlandıran ünlü isim)
Hızır Çakırbeyli’nin karısıdır. Oldukça net bir insandır. Onurlu gururlu bir insan olmasına rağmen kocası Hızır’ın Nazlı adındaki bayan ile ilişkisini öğrendikten sonra da ses çıkarmaz, İnsanlığından taviz vermez. Bazı olaylardan dolayı hapse girmiş ve kısa zaman zarfında çıkmıştır. Hızır ile Nazlı’nın ilişkisini öğrendiği zaman boşanmak istemiş ancak bir türlü boşanma imkanı bulamamıştır. Hayriye ananın oyunu ile eve geri dönmek zorunda kalmıştır. Sezon finalde Nurten’in adamları tarafından vurulmuştur.
Ceylan Özsoy – (Sanem Çelik’in canlandırdığı karakter)
Eniştesi (Yusuf Çakırbeyli) öldükten sonra ablası Handan ile sürgün hayatı yaşamak zorunda kalan Ceylan yüreğinde Hızır Çakırbeyli’ne duyduğu nefret ve aşkla hesap gününü beklemektedir. Bütün bu olaylar olurken Hızır, Meryem ile evlenmiş güzel bir hayatın adımını atmıştır. Nefreti iyice büyüyen Ceylan yirmi senedir Çakır ile yüzleşmeyi beklemiştir. Hesap günü gelip çatsa da Ceylan gerçekten kaçmıştır çünkü yeğeni Alparslan’ın zarar görmesinden korkmuştur. Uzun bir zaman sonra kaybedecek hiç bir şeyi kalmayan Ceylan bütün nefretiyle Hızır’ın karşısına mafya olarak çıkar. Ceylan’ın varlığından tedirgin olanlar Ceylan’dan kurtulmanın yollarını aramaktadır. Ceylan diğer mafya kadınlardan çok farklıdır. Oldukça enerjik, hayatı seven, eğlenceli biridir. Ancak yapmak istediğini eninde sonunda yapar, tutkulu bir mafya kadınıdır. İşte herkesi tedirgin eden de Ceylan’ın bu tutkulu tavrıdır.
Ünal Kaplan – (Tarık Ünlüoğlu’nun canlandırdığı karakter)
55 yaşındadır ve yer altı dünyasının büyük patronu, masa lideridir. Herkes onun emrine amadedir. Merhametsiz bir insan olan Ünal Kaplan kendisine karşı koyan, kafa tutan hiç kimseyi yaşatmamakta, yoluna taş koyanın yoluna taş olmaktadır. Hızır Çakırbeyli oldukça zeki ve gözü kara bir insandır. Lider olan Ünal Kaplan’ın rakibi olma yolunda ilerleyen Çakır Ünal Kaplan’ın düşmanlığını kazanmıştır. Dünyada en çok değer verdiği biricik kızı hayata veda ettikten sonra daha kötü ve acımasız olan Ünal Kaplan Çakır’dan nefret etmektedir.
Alparslan Çakırbeyli – (Yunus Emre Yıldırımer’in canlandırdığı karakter)
26 yaşında oldukça genç bir mafya üyesidir. Çakırbeyli ailesinden çok uzakta yurt dışında yetişmiş orada bir süre kalmıştır. Sevgilisi Özlem’in ölümünden sonra acımasızlaşan Alparslan, hocası Nevzat’tan dersler almaktadır. Hızır Çakırbeyli abisini emaneti olan Alparslan’ın bu tür kötü işlere girişmesinden pek hoşnut olmaz. Olabildiğince uzak durması gerektiğini anlatsa da Alparslan amcasının sözünü dinlememekte yer altı dünyasına girmek için tüm gücüyle çabalamaktadır. 42. bölümde Hızır’a ihanet eden Alparslan amcası Çakır tarafından vurulacak iken başka biri ( Tamer ) tarafından uzun namlulu silah ile vurulur. İşin en kötü tarafı ise Alparslan’ın Hızır Çakırbeyli tarafından vurulduğunun düşünülmesidir. Amcasından nefret etmeye başlayan Alparslan’ı yeni hayatlar beklemektedir.
İlyas Çakırbeyli – (Ozan Akbaba’nın canlandırdığı karakter)
Hızır Çakırbeyli’nin kardeşi olan İlyas 30 yaşında oldukça toy bir delikanlıdır. Sinirlendiği zaman kimseyi gözü görmeyen İlyas fevri hareketleriyle Abisinin ikazlarına maruz kalmaktadır.
Suzan – (Meryem Üzerli’nin canlandırdığı karakter)
25 yaşlarında oldukça genç ve güzel biridir. Yer altı dünyasının lideri olan Ünal Kaplan’ın kızı Özlem’in en yakın arkadaşlarından biridir. Yurt dışında eğitim almış oldukça zeki biridir. Üst düzey ajan eğitimi almıştır. Ünal Kaplan’ın ajanı görevindedir. ileri ki bölümlerde Hızır Çakırbeyli’nin yeğeni Alparslan ile aşk yaşayacaktır ( yaşadıkları aşk Özlem’e ihanet sayılmaktadır ).
Hızır Ali Çakırbeyli – (Yalçın Hafızoğlu’nun canlandırdığı karakter)
Hızır Çakırbeyli ve Ceylan’ın herkesten sakladıkları oğullarıdır. Hiç kimse Hızır Ali Çakırbeyli’nin Hızır Çakırbeyli’nin oğlu olduğunu bilmemektir.
Hayriye Çakırbeyli – (Sabina Toziya’nın canlandırdığı karakter)
Hızır Çakırbeyli’nin annesidir ve 72 yaşındadır. Oldukça güçlü ve otoriter bir kadındır. Karadeniz şivesi ile konuşmaktadır. Hayattaki tek gayesi çocukları ve torunlarını bir arada tutabilmek bir arada hep birlikte mutlu mesut yaşamaktır. Bu gayesini gerçekleştirmek için çok çaba harcamıştır.Oğlu Çakır’a Hızır diye hitap etmektedir. Ve Çakır oğlunu çok fazla sevmektedir.
Handan Çakırbeyli – (Arzu Gamze Kılınç’ın canlandırdığı bir karakter)
Alparslan’ın annesi, Hızır Çakırbeyli’nin yengesi, Ceylan’ın ablasıdır. İstihbaratçı Davut’un kız kardeşidir.
Fahri – (Kenan Çoban’ın canlandırdığı karakter)
Hızır Çakırbeyli ile sürekli yolları ceza evinde kesişen, sinirlendiğinde psikopat olan bir karakterdir. Hızır Çakırbeyli’nin güvendiği adamlardan biridir. Hızır Çakırbeyli’nin güvenini boşa çıkarmayan sevilen eğlenceli bir kişiliktir.
Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz oyuncuları bu kadarla sınırlı değildir. Yukarıdaki oyuncular dışında: Civciv Yunus (Kazım Sinan Demirer), Ayşen-Civciv Yunus’un karısı (İnci Nur Daşdemir), Mübeccel (Benian Dönmez), Enişte Temel Kalkan Demir (Hakan Karsak), Hatice (Sevinç Gürşen) ve daha bir çok oyuncu bulunmaktadır. Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz oyuncularından en çok sevilen ve beğenilen oyuncular şüphesiz ki Hızır Çakırbeyli rolü ile Oktay Kaynarca ve Meryem Çakırbeyli rolü ile Deniz Çakır’dır.
Eşsiz bir film projesinde sevgilisiyle yer alan Oktay Kaynarca bu güzel dizinin devam edeceğini ve çabuk final olmayacağını söyledi. İlk olarak Kurtlar Vadisi adlı dizide adını duyuran Oktay Kaynarca dizide “Çakır” karakterini canlandırıyordu. İzleyicilerin kalbine dokunmayı başaran Oktay Kaynarca daha sonra Adanalı dizisi ile sevenlerini yine ekran başına çekmeyi başardı. Adanalı dizisinde Yavuz Komiser rolünde idi. Eğlenceli bir o kadar da zeki ve güçlü rolleri canlandıran Oktay Kaynarca yansıtmaya çalıştığı karakterlerden bir parça almış gibi .Normal hayatta da eğlenceli olan Oktay Kaynarca’nın büyük bir seven kitlesi olduğunu söylemeden geçemeyeceğiz. Oynadığı dizi ve filmlerde reyting toplamayı başaran Oktay Kaynarca son olarak Eşkıya Dünyaya hükümdar olmaz’da rol alıyor. Baş rol oyuncusu olan Oktay Kaynarca bu dizinin de reyting almasından oldukça memnun. Peki bu mükemmel dizinin yapımcı, senarist ve çalışanları kimler? İşte merak edilen soruların cevabı…
Dizinin türü; Aksiyondur. Aksiyonun yanı sıra politika, mafya, devlet alt başlıkları da bulunmaktadır. Eşkıya Dünyaya Hükümdar olmaz dizisinin senaristi; Raci Şaşmaz, Bahadır Özener. Yönetmen koltuğunda ise Onur Tan bulunmaktadır. Dizinin çekildiği ülke Türkiye ve dili Türkçe. Mekan olarak İstanbul’da bazı mekan ve yerler tercih edilmiştir. Dizinin yapımcısı ise Raci Şaşmaz. Görüntü yönetmeni Veysel Kılınç, gösterim süresi ise 120 ile 130 dakika arasında değişmektedir.8 Eylül 2015 tarihinde atv ekranlarında seyirci ile buluşan dizi hala devam etmekte ve büyük bir seyirci kitlesine ulaşmaktadır.
Televizyon ekranlarında mafya konusunu işleyip en fazla reytingi alan Kurtlar Vadisi dizisinden sonra en büyük mafya oyunlarını anlatıp reyting alan karanlık dünyaları gün ışığına çıkarıp reytinge koşan ikinci dizi ise eşkıya dünyaya hükümdar olmaz dizisidir. Yayımlandığı günden itibaren seyircinin gönlüne dokunana dizi hala devam etmektedir. Eşsiz oyuncu kadrosu, mükemmel kurgusu ve konusu ile seyircinin heyecanını diri tutan dizi bazı kez eleştiri almış bazı kez ise övgü almıştır. Yine de sonlanmayan hala devam eden dizi atv ekranlarının en sevilen dizileri arasında bulunuyor.
Dizinin çekilmesi ile ekranlara yansıyan Hızır Çakırbeyli, Meryem Çakırbeyli aşkı gerçek hayata yansıması Oktay Kaynarca, Deniz Çakır aşkına dönüşmüştür. Büyük tepki karşısında maruz kalan aşk bütün hızıyla devam etmektedir. Dizi evliliği gerçek olma yolunda hızlı adımlarla ilerlerken dizi reytingi daha fazla artıyor. Bir çok dizi, film ve yarışma programında yer alan Oktay Kaynarca farklı dallarda ödüller alarak oyunculuğunu taçlandırmayı başarmıştır. Yine aynı şekilde dizide göstermiş olduğu performans karşısında ödüle layık görülen Deniz Çakır bu diziden hakkına düşeni alıyor. Şöhretine şöhret katan Oktay Kaynarca yeni projelere açık olduğunu gelen, gelecek olan tekliflere açık olduğunu açıklamıştı. Bundan da anlıyoruz ki Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz dizisi Oktay Kaynarca’ya uğurlu geldi. Her salı Atv ekranlarında seyircisi ile buluşmaya devam eden diziyi izlemek isteyenler salı akşamı saat 20:00’da ekran başında olabilir. Diziye bol reytingler diliyoruz…
Oktay Kaynarca, Deniz Çakır, Meryem Üzerli gibi bir çok ünlü ve bizler için değerli olan oyuncuların bir arada bulunup aynı dizi için çabalaması bizleri mutlu etmiyor değil.
Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz Detay: Kanal: Atv Yönetmen: Onur Tan Senarist: Raci Şaşmaz ve Bahadır Özdener Oyuncular: Oktay Kaynarca, Deniz Çakır, Sanem Çelik, Tarık Ünlüoğlu, Yunus Emre Yıldırımer, Ozan Akbaba, Meryem Uzerli, Yalçın Hafızoğlu, Sabina Toziya, Arzu Gamze Kılınç, Sevcan Yaşar, Kenan Çoban, Kazım Sinan Demirer ve Kemal Başar Tür: Aksiyon, Devlet, Mafya, Politik Süre: 120 – 130 dakika
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2018.02.27 19:33 kocyigit34 SyncFab: İleri Seviye Dijital Dağıtım Platformu

Son dönemde üretimin hızla artarak büyüme göstermesi, beraberinde yeni sorunları doğurduğu gibi bu sorunlara yönelik çözümleri de beraberinde getirmeye başladı. Artan üretim kapasitesinin yarattığı kavramlardan biri olan tedarik zinciri yönetimi ile başa çıkmak için birçok strateji, teknoloji ve uygulama geliştirildi. Bu uygulamalar içinde şüphesiz ki türünün ilk örneği ve yeni bir akıma öncülük eden SyncFab ile ilgili bilgiler vereceğim.
SyncFab Nasıl Çalışır?
SyncFab, tedarik zinciri imalatı gerçekleştirerek imalatı teşvik eder. Hali hazırda kullanılan tedarik zinciri yönetimi teknolojileri ile kendi geliştirmiş olduğu “akıllı sözleşme” teknolojilerini birbirlerine bağlayarak yepyeni ve benzersiz bir sistem geliştirmektedir. Bu akıllı sözleşme teknolojisi Ethereum blok zinciri tabanlıdır. Yani bu bir kripto para projesidir. Projenin devamlılığı ve gelişimi için yatırım almak isteyen SyncFab, bu sebeple üretimine başladığı MFG isimli tokenleri piyasaya arz etmektedir.
Sorunlar ve Çözümler Yukarıda bahsettiğim gibi, artan üretim piyasası birtakım sorunları da beraberinde getirmektedir. Şimdi bu sorunlara ve SyncFab çözümlerine dikkat çekeceğim.
Teknoloji: Günümüzde kullanılan zincir yönetimi teknolojileri SyncFab ile kıyaslandığında daha geleneksel yöntemlerdir. Daha ileri teknoloji sunan projeden faydalanılarak daha iyi sonuçlar elde edilebilir.
Güvenli İnternet: Geçtiğimiz sene, işletmelerin yaklaşık olarak %40’ında siber güvenlik problemleri yaşanmıştır. Yine yaklaşık olarak aynı oranda organizasyon, bu konuyu ciddi bir sorun olarak görüyor ve kaygılanıyor. Projemiz SyncFab, “blockchain” teknolojisini kullanarak bu sorunu ortadan kaldırmayı hedeflemektedir.
Şeffaflık: Günümüzdeki bir diğer problem de alıcı ve satıcının yani tedarikçi ile tüketicinin birbirlerini kolaylıkla bulamaması veya iletişim kuramamasıdır. SyncFab, eşler arası iletişimi kuvvetlendirerek şeffaflığı arttırmayı hedeflemektedir.
Bunlara ek olarak yepyeni bir sistem sunan SyncFab projesi, sadece büyük firmalara değil küçük işletmelere de dikkat çekerek bu işletmeleri de sisteme dahil etmeyi amaçlıyor.
Tedarik zinciri konusunda çalışmalar yürüten bu projenin fayda sağladığı kolların bir ucunda tedarikçi, bir ucunda ise tüketici yani müşteri yer alıyor. Sistemin iyileştirilmesi doğal olarak sistemin parçası olan bu iki tarafa birçok fayda sağlıyor.
SyncFab ile işlem yapan tedarikçilerin kontratları akıllı sözleşme garantisinde olduğu için daha güvenilir olduğunu söylemek gerekir. İşlemler için herhangi bir minimum bedel olmadığı için kişiler istedikleri miktarda yatırım ile sistemde yer alabilirler. Hatta pazarlama maliyetini de düşürmek isteyenler için direkt olarak üretim tesisine bağlanma imkanı bulunmaktadır. Akıllı sözleşme kullanıldığı için sözleşmenin her ayrıntısı kontrol altında tutulmaktadır.
Müşteri yönünden baktığımızda ise güvenlik yine ön planda tutulmaktadır. Bunun yanı sıra müşteriler almak istedikleri ürünleri direkt olarak tedarikçiden alabilecekleri için daha uygun fiyatlar ile işlem yapabilmektedirler. Bunu yaparken satıcılara tek bir kanal üzerinden hızlıca ulaşıp ürünü satın alabilir, satın alma işlemi gerçekleştirdikten sonra ürünün takibini kolayca yapabilirler.
SycnFab Token
SyncFab yatırım almak için piyasaya MFG adını verdiği tokenleri sunmuştur. Toplamda 300 Milyon adet token satıştadır. MFG alımı için Ethereum kullanılmaktadır. Bu noktada 1 Ethereum’un 1250 MFG değerinde olduğunu belirtmek isterim. Projenin türünün tek örneği olması ve belirlenen Soft Cap’e yaklaşmış olması MFG değerinin artacağı yönünde bir gelişme olarak yorumlanabilir.
Token satışı hala devam etmekte olan ve “soft cap” olarak belirtilen hedefe çok yaklaşan SyncFab, bu noktada yatırımcısına da güven veriyor. Kalan süreyi canlı olarak SyncFab’in kendi web portalından da takip edebilirsiniz. Soft Cap için 15.000 ETH olarak belirlenen hedef tamamlandığı takdirde 33.000’lik üst seviye hedef için yatırım toplanacak. Projeyi dikkatlice araştırıp bu konuda daha detaylı bilgi edinmenizi tavsiye ederim. SyncFab konusunda daha fazla bilgi edinmek için:
WEB: https://blockchain.syncfab.com/
WHITEPAPER: https://blockchain.syncfab.com/SyncFab_MFG_WP.pdf
TELEGRAM: https://t.me/syncfab
TWITTER: https://www.twitter.com/syncfab/
FACEBOOK: https://www.facebook.com/syncfab/
BITCOINTALK ANN / BOU: https://bitcointalk.org/index.php?topic=2286102.0 https://bitcointalk.org/index.php?topic=2673427
MY BITCOINTALK PROFILE: https://bitcointalk.org/index.php?action=profile;u=1780407
submitted by kocyigit34 to u/kocyigit34 [link] [comments]


2018.01.11 01:11 ck1903 Envion - Kendi Kendini Geliştiren Kripto Altyapısı

Envion — Kendi kendini Genişleten Kripto Altyapısı
Madenciliği çevre dostu ve mobil hale getiren ENVION Almanya’da üretilen madencilik için yüksek karlı global kriptografik altyapısıyla ve mobil modüler konteynerler aracılığıyla güneş enerjisi ve rüzgar enerjisini kullanarak ileri teknolojisi sayesinde bunlardan sağladığı elektrik enerjisinden, topluluğun bülteni için heyecan verici yeni bir akıllı madencilik formu sunuyor. Madencilik kazancının% 100'ü mülk sahipleri tarafından karşılanıyor.
Üst düzey hareketlilik Güvenli Konteynerler Konvansiyonu (CSC) standardına uygun kaplarda barındırılan son derece mobil bir madencilik çözümü tasarlandı. Herhangi bir güç kaynağı için otomatik yapılandırmayla dağıtıma hazırlanıyor. Bunun yanı sıra ucuz enerji harcaması ve çevre dostu olması sistemi avantajlı kılan bir diğer nokta oluyor. Ayrıca madencilik modülleri neredeyse ücretsiz yerel güç kaynaklarının aşırı kapasitesinden de faydalanacak şekilde dizayn edilmiştir.
Uzaktan bakım Madencilik modülleri için gelişmiş yönetim modülü, 4G şebekesine ve uydu iletişimlerine gerekli bağlantıları yapmak için tüm modülleri tek bir küresel merkezi ağa bağlıyor.
Patentli soğutma Envion patentli soğutma sistemi sayesinde sistem verimliliği geleneksel veri merkezlerine göre 40 kat daha yüksektir. Bu da madencilik sektöründeki en büyük sıkıntılardan biri olan enerji maliyetleri konusunda kullanıcıya eşsiz bir avantaj sağlamaktadır.
Ölçeklendirme Madencilik modülleri, uygun maliyetli ucuz ekipmanlar sayesinde bağımsız olarak ölçeklendirilir. Merkezi olmayan konsept sayesinde küçük ve orta ölçekli santrallerin kullanılmasına eşi benzeri görülmemiş bir fırsat sunulmuştur. Enerji fiyatlarındaki atlamalar, ekipman eksikliği, hükümet kısıtlamaları veya durağan yerleştirme gibi şu anda bilinen ve öngörülen sorunlarla karşılaşmadan salt madenciliğin dünyada yürütülmesine olanak sağlamaktadır. Sistem aynı zamanda merkezileşme ile mücadele içindedir. Dünyanın en ucuz enerji kaynaklarına erişim sağlayan Envion, en küçük trafo merkezlerine ve invertör jeneratörlerine ulaşabiliyor.
Kriptomünikasyondan dünyadaki en çok beklenen proje ICO-Envion projesi şu an hali hazırda beklediği rakamların çok üstünde bir satış gerçekleştirdi. Kripto satışı fiyatları baş döndürücü bir hızla büyüyor ve bir çok küçük veya büyük yatırımcı da katılmak istiyor. Bir boğa trendine girmek isteyen ancak doğrudan kripto para birimlerine yatırım yapmak istemeyen ve daha garanti yollara yönelen yatırımcılar için madencilik yapan bir şirkete yatırım yapma olanağı sunuyor. Böyle bir madencilik şirketi, her kriptokrasideki mevcut değere göre hareket eder, bu nedenle yatırımcıların piyasanın nasıl geliştiğini izlemesi gerekmez. Yatırımcıların yerine pazar durumu şirket uzmanları tarafından izlenmektedir. Böyle bir şirketin şu an için en trend örneği, ucuz elektrik kaynaklarına doğrudan yüklenebilen kriptocurrency maden ekipmanları ile taşınabilir konteynerler geliştiren İsviçre şirketi Envion’dur.
Envion yatırım tokenlerinin satışları hali hazırda yapılıyorken, proje ile ilgili ekstra bilgilenden bahsetmekte fayda var.
Tartışılan sorular ve projeye olan ilgi Envion’un tartışma gruplarındaki birçok soru, konteynerlerin maden donanımıyla soğutulması ve güneş enerjisi santrallerine yerleştirilmesi için ağır koşullara dayanabilecek güç olup olmaması ile ilgili. Envion, patentli olan tamamen yeni bir soğutma şekli geliştirdi. Soğutma sistemi, bu endüstrideki önde gelen uzmanlarla işbirliği içinde geliştirilmiştir. Örneğin, güneşli günlerde kullanılmayan büyük miktarda elektriği üreten büyük güneş enerjisi santrallerinde kullanıldığında patentli bir soğutma yöntemi gereklidir. Buna bir örnek, Güneşli günlerde o kadar çok güneş enerjisinin üretildiği Kaliforniya’dır ki, enerjiyi almak için çevredeki durumları ödemek bazen gereklidir. Bu elektrik az ya da çok kullanmakta özgürdür ve ayrıca doğrudan santralde alırsak, iletim şebekesini kullanma ücretleri de düşer. Sık sık fazlalıklar bulunan diğer elektrik santralleri türleri rüzgar santralleri ve hidroelektrik santralleridir.
Bir cihazın standart bir yük konteynerinde bulunduğu konumu, başka bir avantaj getiriyor. Belirli bir ülkede veya konteynerin bulunduğu belirli bir santralde, madencilik koşullarında ortaya çıkan olumsuzluklar, Envion mobil sistemi sayesinde daha uygun madencilik koşullarının bulunduğu bölgelere kolayca taşınabilmekte. Konteyner soğutma sistemi, zorlu koşullar için bir dizi testten geçmiştir ve onaylandıktan sonra seri üretimine geçilmiştir.
Mutlak başarı, potansiyel yatırımcılar açısından projeye olan ilgidir. Şu an itibariyle Envion telegram kanalında 18.572 kayıtlı Telegram kullanıcısı mevcuttur. Ki bu da sektörle az buçuk alakadar birinin anlayabileceği gibi ICO etabında olan bir proje için bir hayli yüksek bir rakamdır.
Envion, yatırımcıları Almanya’da Berlin yakınlarındaki bir mobil madencilik biriminin prototipine bakmaya davet etti. Cihazın tam çalışma gösterdiği ve yatırımcı sorularının tamamına Envion uzmanları tarafından cevap geldi.
Projeye katılım Projeye nasıl katılabileceğimizle alakalı daha ayrıntılı bilgiler de açıklandı, bunlardan bir tanesi yatırım tokenlerinin nasıl satın alınacağı hususu. Belgeler, Ethereum, Bitcoin veya kredi kartı ile satın alınabiliyor (USD veya EUR). Bitcoin yoluyla satın alımın ilave döviz masrafları taşıdığı ve kredi kartıyla satın alımının, tokenleri alacak uzun bir süre sağlayabileceğinden, Ethereum’dan satın almanız öneriliyor. Token satın alma işlemi için kimlik doğrulaması da gerekiyor, bu nedenle kimlik belgelerinden birinin taranması isteniyor.
Gerekli belgelerin türleri yatırımcının katıldığı ülkeye göre değişiklik gösteriyor. Envion web sitesinde daha fazla bilgi bulabilirsiniz. Ayrıca, MetaMask veya MyEtherWallet gibi ERC-20 formatını destekleyen Ethereum cüzdanına da ihtiyacınız olacak. Bu satın alımdan sonra Envion, satın alınan EVN tokenlerini bu cüzdana gönderiyor.
Şirket yapısı Envion gümüş, Ethereum Projesi, Monetas, Bitcoin Swiss ve Bancor gibi oyuncuların ciddi blok zincirinin temellerini emrettiği her yerde, Schweiz’in sözde “Kripto Vadisi” olan Zug’da bulunan bir İsviçre şirketi olabilir. Yapısı inanılmaz derecede basit: Hissedarlar kurucuları, kimseyi tanımıyorlar. Bu, ard arda, kurumsal yatırımcıların geri dönüşleri için açlığa ihtiyaç duymadıkları anlamına geliyor ve işlemlerin karlarını token sahipleriyle çok net ve açık bir şekilde paylaşılabilir duruma getiriyor.
Operasyonlar kurucular ekibi tarafından yapılmaktadır. Üst yönetim kurulunda (“Verwaltungsrat”) kurucularından Matthias Woestmann ve Cyrill Staeger var. ICO’dan sonra, Ar-Ge için %100 yan kuruluş ve dolayısıyla araçsal üretim yönetimi: Envion technologies GmbH, Berlin’in Alman blokçusu başkenti içinde yer alacak.
Ekip
Matthias Woestmann: İlk 2000'lerden bu yana yenilenebilir enerjiler alanında bir kapitalist. Woestmann, önde gelen Alman modül üreticilerinden biri olan Berlin merkezli yıldız modülü üreticisi siyasi lider gümüşü destekledi. Yatırım aracı Quadrat Capital GmbH, Berlin’de teknoloji ve onarım atölyelerinde birlikte yatırım yaptı. O sadece Avrupa konusunda değil, Avrupa dışındaki enerji pazarlarında da gayet bilgili.
Jasper Hellmann: Bir seri iş adamı ve birçok elektronik pazarlama firmasının kurucu babası. Tecrübesi sosyal medya teşvik alanı içindedir. Hellmann, 2016 yılında bir e-ticaret şirketini kurdu ve on iki ay içinde 30 milyon avroya kadar geliri artırdı.
Felix Krusenbaum: A.T. Kearney’de teknik danışman olarak dijital, perakende ve e-ticaret konularında 6 yıldan fazla deneyim sahibi. On yıllık başlangıç ​​ve programlama tecrübesi. İkinci firmasında şirket kurucusu olarak kariyerine devam etti.
Jonathan Koch: Rocket web ve Wooga’da ekip lideri olarak on yıllık uzmanlığa sahip bilgisayar kullanıcısı.
Emin Mahrt: C-level IT ürünü ve mühendislik yöneticisi; blok zinciri uzmanı ve danışman.
Nikita Fuchs: Bilgisayar kullanıcısı ve Ethereum alanında uzman: lokalize blok zincir uygulamalarının tarzı ve geliştirilmesi; finans, iş ve STK’lar açısından bilgili; Astratum.com’un kıdemli danışmanı.
ÖZET Bilgi merkezleri altyapıya uzun sürede yatırım yaparken, enerji piyasalarının değer yapısında değişikliklere uyum sağlamaları için kısıtlı bir kabiliyete ihtiyaçları vardır. Yapıldıklarında, konumlarına bağlı kalırlar ve yapı değişikliklerine değecek durumda saldırganlıklarını farklı yerlere kaybedebilirler. Eski pazarlama merkezleri için yeni piyasa koşulları ölümcül olabilirken, Envion bu olumsuzluklardan etkilenmeyecek akıllı ve futuristik madencilik anlayışıyla gerek çok yüksek enerji tasarrufu sağlaması, gerek çevreci yeşil enerji kullanımı, gerek yüksek kar payları, gerek de işini bilen alanında uzman bir ekiple çalışması bağlamında madencilik sektöründe çığır aşmış gibi görünüyor.
Envion hakkında dilimin döndüğü kadar kapsamlı bilgiler vermeye çalıştım. Sizin de araştırmanız, fikir sahibi olmanız için aşağıda paylaşacağım resmi linklere göz atmanızı öneririm:
Website — https://www.envion.org/en/
White Paper — https://www.envion.org/en/whitepape
Facebook — https://www.facebook.com/envion.org
Twitter — https://twitter.com/Envion_org
Instagram — https://www.instagram.com/envion_official/
Video — https://vimeo.com/envion
submitted by ck1903 to u/ck1903 [link] [comments]


Bir İleri Bir Geri AKLINIZI BAŞINIZDAN ALACAK İLERİ YOL TEKNOLOJİLERİ İLERİ SEVİYE BACAK ANTRENMANI  BACAKLARINIZI BİR ÜST ... İngilizce Dil Geliştirme Yöntemleri İleri Seviye C# ve OOP Dersleri Tanıtımı #EvdeKal #DahaEsnekOl / İleri Seviye Bacak Açma ve Esneklik Artırma Programı Daha Esnek Ol #08 İDDAA 2.5 ÜST ORAN ŞİKESİ - 1.40 ORAN ŞİKESİ ALT ÜST ORAN ŞİKESİ Nightcore - Bir İleri İki Geri ÜST VÜCUT ANTRENMANI - EVDE EGZERSİZ HIZ TUTKUSU  5Sriders  Motosiklette İleri Sürüş (40)

20

  1. Bir İleri Bir Geri
  2. AKLINIZI BAŞINIZDAN ALACAK İLERİ YOL TEKNOLOJİLERİ
  3. İLERİ SEVİYE BACAK ANTRENMANI BACAKLARINIZI BİR ÜST ...
  4. İngilizce Dil Geliştirme Yöntemleri
  5. İleri Seviye C# ve OOP Dersleri Tanıtımı
  6. #EvdeKal #DahaEsnekOl / İleri Seviye Bacak Açma ve Esneklik Artırma Programı Daha Esnek Ol #08
  7. İDDAA 2.5 ÜST ORAN ŞİKESİ - 1.40 ORAN ŞİKESİ ALT ÜST ORAN ŞİKESİ
  8. Nightcore - Bir İleri İki Geri
  9. ÜST VÜCUT ANTRENMANI - EVDE EGZERSİZ
  10. HIZ TUTKUSU 5Sriders Motosiklette İleri Sürüş (40)

Herkese Merhaba Bugün sizlerle yeni bir eğitim serisine başlıyoruz. Bu eğitim serimizde ileri seviye C# ve nesne yönelimli programlama eğitimi verilecektir. Bu eğitim serimizi izleyerek C# ... Merhaba arkadaşlar bu video da iddaa oran şikesi 2.5 üst oran şikesi 2.5 üst en çok gelen oran oran şikesi oran taktikleri 2.5 üst taktiği 2.5 üst şikesi 2.5... Orjinal Şarkı: Kenan Doğulu - Bir İleri İki Geri Arkaplan: En güncel şarkılar için bizi takip etmeyi unutmayın. ... Kupa Kızı - Duration: 3:40. Türkçe Nightcore 17,561 views. 3:40 ... Daha Esnek Ol Serimizin bu videosunda heryerde yapabileceğiniz ileri seviye bir bacak açma programı yayınladık. Bu programdan daha iyi verim almak ve sağlıkl... İleri geri ritmik sayma hiç bu kadar eğlenceli olmamıştı. Arkadaşlar herkese merhaba , Bir önceki videoda bahsetmiş olduğumuz instagram çekilişi sonucu kazanan arkadaşımız mert ile sağlam bir bacak antrenmanı gerçek... 42 videos Play all Motosiklette İleri Sürüş Zafer AKCAY Sony A6000 vs A6100 vs A6300 vs A6400 vs A6500 vs A6600: A Buying Guide - Duration: 32:55. Arthur R 267,766 views AKLINIZI BAŞINIZDAN ALACAK İLERİ YOL TEKNOLOJİLERİ İzlediğiniz için TEŞEKKÜRLER :) ABONE OLUN https://www.youtube.com/channel/UCvv-JPTNKH8Inaf_WutvURA ... Üst vÜcut antrenmani İle daha gÜÇlÜ bİr beden- gÜnde sadece 15 dakİkada 3 dakikalık bir ısınmadan sonra egzersizimize başlıyoruz. İhtiyacımız olan şeyler bir sopa ve pilates bandı. Yeni bir dil öğrenmek sanıldığı gibi sadece erken yaşlarda edinilebilecek bir beceri ögesi değildir. İleri yaşlarda yöneldiğimiz bir beceri, aksine, bizi hedefe daha uygun bir ...